Ülkemizin her yerinde baş döndüren bir alışveriş çılgınlığı yaşanıyor. Sanırsınız ki insanlar uzun bir kıtlık döneminden çıkıyor. Hem, yokluktan hem yetmezlikten söz ediliyor hem de; tıka basa alışveriş merkezleri dolduruluyor. Bu ikilemi yorumlamak gerçekten zor.
Marketçiler, insan psikolojisini gerçekten çok iyi biliyorlar. Camlarına astıkları renk renk afişlere bakanlar kendilerini içeride buluyorlar. Bazen, öyle kalabalıklar oluyor ki insanlar birbirini eziyorlar. Üstelik bunu; reklamı yapılan ürünün ya kullanım süresi bitmiştir ya çürüktür veya defolu, ya gramajı eksik olduğunu bile bile yapıyorlar. Sonuçta ya aldatılıyorlar ya da salak yerine koyuluyorlar. Ne diyor marketçiler, bir alana ikincisi, üçüncüsü bedava, batan geminin malları bunlar, yetişen alıyor, patron çıldırdı, yarı yarıya fiyatlar, indirim günleri…
Hani ne derler “Yersen”.
Alışveriş çılgınlığı konusunda asıl sorulması gereken soru; “İnsanlar; alışverişi gerçekten ihtiyaçları olduğu için mi yapıyorlar, yoksa başka sebepler de mi var? Psikologlar bu soruya şöyle cevap veriyorlar: Alışveriş yapmak; insanlarda kısa süreli mutluluk bağımlısı oluşturuyor. Kısa süren bu mutluluk salgısı zamanla yerini “daha çok alma” isteğine bırakarak tatminsizliğe kadar sürüklüyor. Dolayısiyle hastalık düzeyine ulaşıyor. Düşünün bakalım,bu hastalık sizde de var mı?
Günümüzde; herşeyin ateş pahası olduğu bilinen bir gerçek. Buna rağmen alışveriş çılgınlığı gün geçtikçe artmaktadır. Kredi kartıyla, borçlanarak, taksitle yapılan gereksiz harcamalar ailelerin ekonomik yapısını bozmakla kalmıyor, huzurlarını da bozuyor. Ailedeki geçimsizlikler, kavgalar, döğüşler boşanmalar hatta işlenen cinayetler hergün artıyor. Güzelim yuvalar dağılıyor, parçalanıyor.
Alışveriş çılgınlığı psikolojik bir hastalıksa bunun çaresi var mıdır? Evet vardır; Çaresi zor değildir. Yine kendi elimizdedir. “Daha az ile daha fazla mutluluk mümkündür” formülü devreye sokulmalıdır. Kendimize öncelikli ihtiyaç listesi hazırlamalıyız. Acil olmayanların üzerlerini çizmeliyiz. Bizi alışveriş yapmaya zorlayan reklam bombardımanlarından uzak durmalıyız. “Az alışveriş; çok huzur” anlayışıyla hareket etmeliyiz. Gerçek huzurun, gerçek mutluluğun ailemizde bulacağımızı aklımızdan çıkarmamalıyız. Değersiz şeylerin, ailemizden daha değerli olmasına izin vermemeliyiz.
