A. Erkin Sarıoğlu
Köşe Yazarı
A. Erkin Sarıoğlu
 

HOŞ GELDİN YA ŞEHRÜ RAMAZAN

Mübarek aylardan biri olduğu kabul edilen RAMAZAN ayına ulaştık, ne mutlu!.. Artık imkanı olan, vaziyeti uygun olan insanlarımız bu ayı ORUÇ tutarak geçirecekler. Özel nedenlerle tutamayan ya da tutmayanlara da diyecek bir şeyimiz yok. Onlarda bir şekilde vecibelerini yerine getirmeye gayret ederler. Ve belki de inançlı olmayanlar olanlara saygı ve hürmet ederek yardımlarını esirgemezler. Yaradanım tutulan oruçları, okunan KURAN-I KERİM’leri, yapılan duaları kabul eder inşallah. Öyle bir planlanmış ve uygulanagelmektedir ki; akıl ötesi. Çocukluğumdan beri üzerinde düşünürüm. Bu mübarek RAMAZAN neden hep aynı zamanda yapılmaz. Derlerler ki; yıl yıldan 10 gün önce gelir. Ve gerçekten bu on gün önce gelmesi Ramazan Ayı’nın dönerek her yıl farklı günlere rastlamasına neden olmuştur. Böylece kış ayının en kısa günlerinde ve yazın en uzun günlerinde tutularak zamanın kıymeti daha farklı anlaşılmaktadır. Ayrıca dönüşüm nedeniyle yılın her mevsimine rast geldiğinde o mevsime ait sebze ve meyveler tüketilerek oruç tutulması amaçlanmıştır. Düşünsenize yazın en sıcak günlerinde mevsimin sebze ve meyveleri ile donatılmış bir iftar sofrasının başında ezanı beklemek ne kadar anlamlıdır. Aynı şekilde dondurucu kış soğuğunda dumanı üstünde bir tarhana çorbasına kaşık sallamak!… Doğrusu RAMAZAN; sahur ve iftar sofraları ile anılmamalı ama yılların verdiği alışkanlık ve atalarımızdan kalan gelenek görenekler bizi oralara doğru ister istemez itiveriyor. Ramazan’da eşi dostu akrabaları iftara çağırmak bir adet olmuş. Hem akrabalığı dostluğu pekiştirmek, aradaki kırgınlıkları dargınlıkları sonlandırmak ve de Ramazan’ın bedine bereketine vasıl olma ne güzel olmaktadır.. Ramazanın en hoşa giden özelliklerinden biri de Ramazan pidesidir. Özel bir yapıya sahip pide kuyruğunda beklemek, “usta bizimkinin susamı bol olsun” diye ricacı olmak, ya da; “usta benimki yumurtalı olsun” demek. Ve arada kaynak yapanlarla ağız dalaşına girmek sanki moda olmuş gibi tekrarlanır gelir. Ramazan sahuru, iftarı ve teravi namazları ile yaşanan bir ay; bir yıl anılarda tekrarlanır durur. Bazen aklıma acaba kutuplarda bu süre nasıl uygulanıyor. 6 ay gece 6 ay gündüz olduğu söylenen yörelerde müslümanların ibadet şekli nasıl diye de düşünmeden edemiyorum. Ramazanın tadı, lezzeti bambaşka oluyor. Çocukluğumuzda tuttuğumuz TEKNE oruçları, bu oruçları parayla sattığımız babamızın elinden tutup teravi namazlarına gittiğimiz unutulur gibi değil. Ramazan davulcusunun gece kapımızı gümbür gümbür titrettiği, okuduğu güzel maniler ile uykumuzu açtığı günler unutulur mu? Şimdilerde kapıya gelen davulcuyu bir dövmedikleri kalıyor insanların. İlçemiz küçük bir yerleşim yeriydi. Herkes birbirini tanır, şakalaşır, yardımlaşır; aileler birbirlerine fazla yemeklerinden götürdüğü güzel bir ortam yaşanırdı. İlçemizin derin hocalarından biriydi Gök Memed. Sevilir sayılır önünden geçilmezdi. Bir Ramazan sahura kalkamamışlar. Gök Memed uyanmış bakmış ki imsak vakti geçmiş. Hemen eşi Hamide’ye bağırıp “Hamide kara çulu getir”. Hamide kadın çulu getirmiş Gök Memed pencereye asmış, sonra eline bir siyah bir de beyaz ip almış; “Hamide bak bakalım kara iple siyah ip birbirinden farkediliyor mu?”. Hamide kadın zaten yaşlı gözleri çok iyi görmüyor. “Adam valla farkedilmiyor” deyince Gök Memed; “çabuk sofrayı kur, sahurumuzu yapalım” demiş.. Eh, inşallah mevlam kabul etmiştir, diyerek bu güzel insanları da rahmetle analım bu Ramazan vaktinde… Bu küçük anektodu da sizlere aktarmış olalım.. Benim bu güzel günler boyunca üzerinde hassasiyetle durduğum ve kabullenmekte zorlandığım bir durum var. İFTAR sofraları. Bir çok kurum kuruluş ya da teşekkül Ramazan ayı içerisinde İFTAR sofraları düzenliyorlar. Hatta bir çok belediye sayıları binleri aşan düzenlemeler yapıyorlar. Bana göre İSRAF!.. Birincisi bu sofralara şehrin ileri gelenleri, hali vakti yerinde nüfuzlu insanlar davet ediliyor. Çorbasından tatlısına varıncaya kadar onlarca menü ile hazırlanmış sofralarda İSRAF yaşanıyor. Elbette dayanışma, birliktelik önemli. Yapılmalı ama bu sofralara mümkün olduğunca, bu sofraya İHTİYAÇ duyanlar davet edilmeli. Ya da onların evlerine gerekli ihtiyaç maddeleri gönderilmeli. FİTRE ve zekatlar inanlar tarafından gerçek ihtiyaç sahiplerine iletilmeli. Dayanışma esastır, yardımlaşma esastır, paylaşım esastır. Dinimizin güzelliği de buralardadır. Yapılan yardımların da gizlilik içinde, fazlaca abartılmadan ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasıdır. Nerede o eski RAMAZANLAR demekten kendimi alamıyorum. O tadı o lezzet o güzelliği tekrar yaşamak zor olsa da anılarıyla avunun daha güzel günlere birlikte ulaşmayı yaradan herkese nasip etsin diyor Güzel bir RAMAZAN ayı geçirmenizi ve sağlıkla mutlulukla bayram günlerine ulaşmanızı diliyorum.
Ekleme Tarihi: 24 Şubat 2026 -Salı

HOŞ GELDİN YA ŞEHRÜ RAMAZAN

Mübarek aylardan biri olduğu kabul edilen RAMAZAN ayına ulaştık, ne mutlu!.. Artık imkanı olan, vaziyeti uygun olan insanlarımız bu ayı ORUÇ tutarak geçirecekler. Özel nedenlerle tutamayan ya da tutmayanlara da diyecek bir şeyimiz yok. Onlarda bir şekilde vecibelerini yerine getirmeye gayret ederler. Ve belki de inançlı olmayanlar olanlara saygı ve hürmet ederek yardımlarını esirgemezler. Yaradanım tutulan oruçları, okunan KURAN-I KERİM’leri, yapılan duaları kabul eder inşallah.
Öyle bir planlanmış ve uygulanagelmektedir ki; akıl ötesi. Çocukluğumdan beri üzerinde düşünürüm. Bu mübarek RAMAZAN neden hep aynı zamanda yapılmaz.
Derlerler ki; yıl yıldan 10 gün önce gelir. Ve gerçekten bu on gün önce gelmesi Ramazan Ayı’nın dönerek her yıl farklı günlere rastlamasına neden olmuştur. Böylece kış ayının en kısa günlerinde ve yazın en uzun günlerinde tutularak zamanın kıymeti daha farklı anlaşılmaktadır. Ayrıca dönüşüm nedeniyle yılın her mevsimine rast geldiğinde o mevsime ait sebze ve meyveler tüketilerek oruç tutulması amaçlanmıştır. Düşünsenize yazın en sıcak günlerinde mevsimin sebze ve meyveleri ile donatılmış bir iftar sofrasının başında ezanı beklemek ne kadar anlamlıdır. Aynı şekilde dondurucu kış soğuğunda dumanı üstünde bir tarhana çorbasına kaşık sallamak!…
Doğrusu RAMAZAN; sahur ve iftar sofraları ile anılmamalı ama yılların verdiği alışkanlık ve atalarımızdan kalan gelenek görenekler bizi oralara doğru ister istemez itiveriyor. Ramazan’da eşi dostu akrabaları iftara çağırmak bir adet olmuş. Hem akrabalığı dostluğu pekiştirmek, aradaki kırgınlıkları dargınlıkları sonlandırmak ve de Ramazan’ın bedine bereketine vasıl olma ne güzel olmaktadır..
Ramazanın en hoşa giden özelliklerinden biri de Ramazan pidesidir. Özel bir yapıya sahip pide kuyruğunda beklemek, “usta bizimkinin susamı bol olsun” diye ricacı olmak, ya da; “usta benimki yumurtalı olsun” demek. Ve arada kaynak yapanlarla ağız dalaşına girmek sanki moda olmuş gibi tekrarlanır gelir.
Ramazan sahuru, iftarı ve teravi namazları ile yaşanan bir ay; bir yıl anılarda tekrarlanır durur. Bazen aklıma acaba kutuplarda bu süre nasıl uygulanıyor. 6 ay gece 6 ay gündüz olduğu söylenen yörelerde müslümanların ibadet şekli nasıl diye de düşünmeden edemiyorum.
Ramazanın tadı, lezzeti bambaşka oluyor. Çocukluğumuzda tuttuğumuz TEKNE oruçları, bu oruçları parayla sattığımız babamızın elinden tutup teravi namazlarına gittiğimiz unutulur gibi değil.
Ramazan davulcusunun gece kapımızı gümbür gümbür titrettiği, okuduğu güzel maniler ile uykumuzu açtığı günler unutulur mu? Şimdilerde kapıya gelen davulcuyu bir dövmedikleri kalıyor insanların.
İlçemiz küçük bir yerleşim yeriydi. Herkes birbirini tanır, şakalaşır, yardımlaşır; aileler birbirlerine fazla yemeklerinden götürdüğü güzel bir ortam yaşanırdı.
İlçemizin derin hocalarından biriydi Gök Memed. Sevilir sayılır önünden geçilmezdi. Bir Ramazan sahura kalkamamışlar. Gök Memed uyanmış bakmış ki imsak vakti geçmiş. Hemen eşi Hamide’ye bağırıp “Hamide kara çulu getir”. Hamide kadın çulu getirmiş Gök Memed pencereye asmış, sonra eline bir siyah bir de beyaz ip almış; “Hamide bak bakalım kara iple siyah ip birbirinden farkediliyor mu?”. Hamide kadın zaten yaşlı gözleri çok iyi görmüyor. “Adam valla farkedilmiyor” deyince Gök Memed; “çabuk sofrayı kur, sahurumuzu yapalım” demiş.. Eh, inşallah mevlam kabul etmiştir, diyerek bu güzel insanları da rahmetle analım bu Ramazan vaktinde… Bu küçük anektodu da sizlere aktarmış olalım..
Benim bu güzel günler boyunca üzerinde hassasiyetle durduğum ve kabullenmekte zorlandığım bir durum var. İFTAR sofraları. Bir çok kurum kuruluş ya da teşekkül Ramazan ayı içerisinde İFTAR sofraları düzenliyorlar. Hatta bir çok belediye sayıları binleri aşan düzenlemeler yapıyorlar. Bana göre İSRAF!..
Birincisi bu sofralara şehrin ileri gelenleri, hali vakti yerinde nüfuzlu insanlar davet ediliyor. Çorbasından tatlısına varıncaya kadar onlarca menü ile hazırlanmış sofralarda İSRAF yaşanıyor. Elbette dayanışma, birliktelik önemli. Yapılmalı ama bu sofralara mümkün olduğunca, bu sofraya İHTİYAÇ duyanlar davet edilmeli. Ya da onların evlerine gerekli ihtiyaç maddeleri gönderilmeli.
FİTRE ve zekatlar inanlar tarafından gerçek ihtiyaç sahiplerine iletilmeli. Dayanışma esastır, yardımlaşma esastır, paylaşım esastır. Dinimizin güzelliği de buralardadır.
Yapılan yardımların da gizlilik içinde, fazlaca abartılmadan ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasıdır.
Nerede o eski RAMAZANLAR demekten kendimi alamıyorum. O tadı o lezzet o güzelliği tekrar yaşamak zor olsa da anılarıyla avunun daha güzel günlere birlikte ulaşmayı yaradan herkese nasip etsin diyor
Güzel bir RAMAZAN ayı geçirmenizi ve sağlıkla mutlulukla bayram günlerine ulaşmanızı diliyorum.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.