Bu hafta farklı konulara kısa kısa değinmek istedim. Çünkü değinilmesi gereken konulardan birini bu haftalık ertelersem gelecek haftaya esprisi kalmıyor. Güncelliğini kaybediveriyor.
İlk değinmem gereken 6 Şubat haftası yaklaşırken hala ülkemizin beşik gibi sallanması ardı arkası kesilmeyen depremlerin sürmesi. “Nedir bu çilemiz” diye hayıflanıyorum. Bu kadar hızlı yaşanan deprem fırtınalarına geçmiş yıllarımızda pek fazla şahit olmamıştık. Diyeceksiniz ki geçmiş yıllarda depremler bu kadar saptanamıyordu ve gelip geçtiğini sanıyorduk. Ya da bu dünyanın şakulü bozuldu. Belki de deprem kaydeden cihazların oldukça çok yerlere konuşlandırılması mıdır bilemiyorum.
Biz dünyayı hor kullanıyoruz, o da bize edeceğini ediyor diye sonlandırıp konuyu farklı satıhlara yönlendirelim.
Evet DÜNYA sanki bir ATEŞ topu. Aklınıza gelen her yerde bombalar atılıyor, silahlar susmuyor ve topraklar kan ile sulanıyor. Birileri can almaya, birileri kan dökmeye doymuyor. “Dünyaya BARIŞ getirdim” diye koltukları kabaranlar masa başında verdiği emirlerle “sizi haritadan silerim” naraları atarak ağzından kanlar kusuyor. Birinci, İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış bu koskoca dünya şimdilerde 3. Dünya Savaşı’nın ha çıktı, ha çıkacağını tarif ediyorlar. Kimler kimlerle savaşıyor artık hepiniz biliyorsunuz. Okul yıllarımızda “yüz yıl” savaşları diye okurken sonsuz bir merak beslerdim. İşte şimdilerde de bu ve buna benzer savaşlar bitmiyor. Ve böylece ne kan duruyor ne de bu sadist insanların ihtirasları…
BARIŞ için seçildiğini üzerine basa basa söyleyip “NOBEL BARIŞ” ödülü almayı dört gözle bekleyen sayın lider çevresine göz dağı vererek onların topraklarında gözü olduğunu alenen haykırıyor. Bir ülke liderini yatağından alıp kodese attırıveriyor. Ve “kaç paraysa vereceğim bu toprakları, pardon buzulları alacağım” diyor. İhtiras demek ki sınır tanımıyor. Bir ülke toprağı parayla satın alınabilir mi.. Anlayamadım Ya da bize öğretilenler yanlış… “Vatan toprağı parayla satılmaz” ...
Yakın komşumuzda olaylar durulmuyor. İnsanlar yönetenlerine bayrak açmış neredeyse iç savaş başlamış. Ve binlerce insan hayatını kaybetmiş. Öteki de diyor ki.. “Müdahale ederim”….. Yapabilir mi diye sormuyorum. Vallahi yapıyor da. Ama gel gelelim AVRUPA’nın kelli felli ülkeleri bu duruma ağzını açıp bir söz edemiyor… “Hooop! ne oluyoruz” demiyor. Cemaat ne derse desin imam bildiğini okuyor..
56 bin nüfuslu GRONLAND’ı satın alma işlemlerinde sona yaklaşılmış haberlerini alıyoruz. % 80'i buzullarla kaplı dünyanın en büyük adasını alıp da ne yapacaksınız. Düşünüyorum da bir baltaya sap edemiyorum. Adamlar belki de önümüzdeki üç beş yılı değil yüz yıl sonrasını hesap ediyorlar. Küresel ısınma sonunda dünyanın bu günkü önemli topraklarında kuraklık yaşanırken bu en büyük adada yaşam şimdiki gibi normale dönecek diye hesaplar yapıyorlardır. Zaten bunlar bugünü değil gelecek yüzyılların planlarını yapmakla ünlüler..
Yeni yıla başladık ve neredeyse ilk ay sonlanmak üzere. Çok şükür maaşlar arttı. Enflasyon düştü. Önümüzdeki günlerde devletimizin imkanları uygun olursa yeniden iyileştirmeler yapılabilecek. En doğru sözü de bizim vekilimiz söylemiş; “Bizim dönemimizde insanların yaşam standartları yükseldi. Geçmişte 50-60 yaş ömür varken şimdilerde 70'e 80'e çıktı. O yüzden fazla para veremiyoruz” demiş. Vallahi doğrudur diye düşünüyorum. Söyleyen hem vekil ve de doktor!...
Gazze’nin yeniden dizaynı için bir komite kurulmaktaymış. Elbette buranın onarımı, yeniden hayat bulması için bir miktar para gerekli. katılımcılar da belli oranlarda katkı sağlayacaklarmış. Yaşamını yitiren 50/60 bin cana hayat bulamayız ama buralara yeniden can katılabilir.
Farkında mısınız, son günler yüksek sosyetenin bazılarından kötü kokular gelmeye başladı. Çağın vebası UYUŞTURUCU hepimize dert oldu. Aklımıza gelmeyen bir çok muhterem kişinin bu lanet, kötü alışkanlıkla nasıl haşır-neşir oldukları yapılan çalışmalar sonunda ortaya çıkmaya başladı. Elbette bu konuda hiç alakası olmasa bile araştırmaya tabi olmuş suçsuz insanları istisna sayarak bu illete tutulup onunla yaşamışları affetmek olası değil. Yönetenlerimizin denetimleri daha da sıklaştırıp cezaları yükselterek bir takım önlemler alınması isteğimizdir. Her ne kadar kızsak da ülkesine bu tür kötülükleri soktuğu için bazı ülkeleri cezalandırmak isteyen TRUMP’a hak vermemek elde değil.
Dedik ya dünya ATEŞ çemberinde kasıp kavruluyor. Rusya-Ukrayna savaşı bitmedi, Kuzey-Güney Koreler de can burunda! Çin de sükunet yok. SURİYE hala saldırılar ile güncelliğini koruyor. İsrail çevresine tehditler savurarak yaşamını sürdürüyor. Yani diyeceğim o dur ki ülkeler yanıyor. Ama bir çok liderin ağzında BARIŞ türküsü var ve bizim medeni dediğimiz gelişmiş dediğimiz AVRUPA gıkını çıkarmıyor. Ve tırnak ovuşturuyor. Kılını kıpırdatmıyor.
Yaşanası bir dünyada güzel günler görelim diyorum ama!...
