Güzel düşün, güzel yaşa, güzel yaşlan, güzel yaşa…” Ne kadar hoş bir temenni değil mi? Peki, bunu başarabilmek ne kadar mümkün? Elbette biraz hayata, biraz şartlara, biraz da insanın kendi bakış açısına bağlı. Ama her şeyden önce, hayatın herkese eşit davranmadığını kabul etmek gerekiyor.
Bazı insanlar dünyaya bir sıfır önde başlar. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğar, maddi sıkıntıların ne olduğunu bilmeden büyür ve hayatını yine refah içinde sürdürür. Bazıları ise daha çocuk yaşta hayat mücadelesinin ortasında bulur kendini. Kimisi ekmeğinin peşinde ömrünü tüketir, kimisi de sahip olduklarının kıymetini bilmeden yaşayıp gider. İşte hayatın değişmeyen gerçeklerinden biri budur.
Yaşam; adeta dönen bir değirmen taşıdır. Kimi bu çarkın içinde ezilir, kimi de imkânları sayesinde rahatça yol alır. Ancak herkesin ortak bir hayali vardır: Huzurlu, mutlu ve güzel bir hayat sürmek…
Peki, güzellik yalnızca parayla mı ölçülür? Elbette hayır! Para hayatı kolaylaştırabilir ama her kapıyı açamaz, her derdi çözemez, insana gerçek huzuru garanti edemez.
Düşünsenize; Ne kadar zengin olursanız olun günde birkaç öğünden fazlasını yiyemezsiniz. Eviniz ne kadar büyük olursa olsun uyumak için yine bir yatağa ihtiyaç duyarsınız. Ne kadar lüks bir arabanız olursa olsun yürümek için kendi ayaklarınıza muhtaçsınız. Güzelliğiniz, gençliğiniz ve makamınız da zamanın karşısında sonsuza kadar kalıcı değildir.
Üstelik çevrenizde ne kadar çok insan bulunursa bulunsun, zor gününüzde yanınızda kalanların sayısı belki bir elin parmaklarını geçmez. Çünkü insanın gerçek zenginliği, sahip olduklarından çok, hayatında kimleri barındırdığıyla ölçülür.
Öyleyse her sabah yeni bir güne uyanabilmenin, sevdiklerimizin sesini duyabilmenin, başımızı yastığa huzurla koyabilmenin kıymetini bilmeliyiz. Bunlar çoğu zaman farkına varmadığımız, fakat kaybettiğimizde değerini anladığımız büyük nimetlerdir.
Sonuç olarak güzel yaşamak, her şeye sahip olmak değil; sahip olduklarımızın değerini bilmektir. Elbette daha iyisini istemek, çalışmak ve mücadele etmek gerekir. Ancak bunları yaparken hayatın güzelliklerini gözden kaçırmamak da önemlidir.
Mutluluk, yalnızca çok şeye sahip olmakta değil, sahip olduklarımızla huzur bulabilmektedir. Güzel düşünelim, güzel yaşayalım ve geride güzel hatıralar bırakarak güzel yaşlanalım. Çünkü hayat, kıymetini bilenler için her yaşta güzeldir.
O halde hayata küsmeyelim, sahip olamadık-larımızın peşinde koşarken sahip olduklarımızı da kaybetmeyelim. Daha iyisini istemekten vazgeçmeyelim ama mutluluğu hep yarınlara da ertelemeyelim. Çünkü hayat, ne yalnızca parası olanların ne de her istediğine ulaşanların tekelindedir.
Unutmayalım ki zenginlik, banka hesaplarındaki rakamlarla; güzellik, aynadaki görüntüyle; mutluluk ise sahip olunanlarla ölçülmez. Asıl zenginlik, başını yastığa huzurla koyabilmek; asıl güzellik, yıllar geçse de insan kalabilmek; asıl mutluluk ise geriye dönüp baktığında “Keşke”lerden çok, “İyi ki”ler biriktirebilmektir.
Güzel düşün, güzel yaşa, güzel yaşlan… Ama en önemlisi, ömrünün sonuna geldiğinde ardında güzel bir isim, birkaç güzel hatıra ve seni özlemle anacak insanlar bırak. Çünkü günün sonunda bu dünyadan ne malımızı götürebiliriz ne de makamımızı… Geldiğimiz gibi gideceğiz bu dünyadan. Geriye yalnızca nasıl yaşadığımız, kimlerin yüreğine dokunduğumuz ve nasıl hatırlandığımız kalacak. İşte insanın gerçek zenginliği de tam olarak budur!
