Orhan ERDOĞAN
Köşe Yazarı
Orhan ERDOĞAN
 

NEREYE GELMİŞİM?

Bugün bir düğün davetine katıldım. Salona adımımı attığım anda kendimi sanki farklı bir dünyanın içinde buldum. İster istemez bir Türk ve bir Müslüman olarak şu soruyu sordum: Bize ne oldu? Binlerce yıllık örf ve adetlerimiz, geleneklerimiz, kültürel değerlerimiz vardı. Bugün ise bazı ortamlarda kendimizi tanımakta zorlanıyoruz. Acaba biz biz olmaktan mı çıktık? Başka bir âlemin, başka bir kültürün etkisi altında mı yaşıyoruz? Elbette düğünler sevinç günleridir. İnsanların temiz, düzenli ve şık giyinmeleri doğaldır. Ancak şıklık ile gösteriş, zarafet ile teşhir arasındaki çizgi giderek silikleşmeye başlamıştır. Atalarımızın, “Üzüm üzüme baka baka kararır” sözü boşuna söylenmemiştir. Önce bir kişi farklı davranır, sonra bir başkası onu taklit eder. Ardından çıta biraz daha yükseltilir. Zamanla sıra dışı olan normalleşir, normal olan ise unutulur. İşte toplumsal değişim çoğu zaman böyle sessiz ve fark edilmeden gerçekleşir. Bir başka atasözümüz de durumu çok güzel anlatır: “Karga, kekliğin yürüyüşüne özenmiş; ne keklik gibi yürüyebilmiş ne de kendi yürüyüşünü koruyabilmiş”. Bugün bazı kesimlerde gördüğüm manzara bana bunu hatırlatıyor. Kendimize has kültürümüzü, giyim anlayışımızı ve yaşam tarzımızı bir kenara bırakırken, yerine koyduğumuz şeyin bizi ne kadar temsil ettiğini sorgulamıyoruz. Kültürler elbette zamanla değişir ve gelişir. Ancak değişim; özünü koruyarak gerçekleştiğinde zenginliktir. Köklerinden koparak gerçekleştiğinde ise kimlik kaybına dönüşebilir. Beni düşündüren de tam olarak budur. Eğer çocuklarımıza ve gençlerimize kendi değerlerimizi yaşayarak gösteremezsek, yarın onları sadece tarih kitaplarında ve eski filmlerde gören bir nesille karşı karşıya kalabiliriz. Daha da önemlisi, geçmişiyle gurur duyan değil, geçmişinden uzaklaşan bir anlayışın yaygınlaşmasından endişe duyuyorum. Oysa bizler, binlerce yıllık tarihimizin, medeniyetimizin, örf ve adetlerimizin mirasçılarıyız. Modernleşmek başka, öz benliğini kaybetmek başkadır. Avrupa'da yaşamak veya çağın gerekliliklerine uyum sağlamak, kendi kültürümüzden vazgeçmeyi gerektirmez. Tam tersine, farklı kültürler arasında varlığını koruyabilen toplumlar ayakta kalabilir. Bu nedenle önce kendimiz örnek olmalı, sonra çocuklarımıza ve gençlerimize kültürümüzü, geleneklerimizi ve manevi değerlerimizi aktarmalıyız. Çünkü toplumları ayakta tutan yalnızca ekonomik güç veya teknolojik gelişmişlik değildir; aynı zamanda ortak değerleridir. Unutmayalım ki her yozlaşma, bilinçli veya bilinçsiz şekilde kültürel hafızamızdan bir parçayı eksiltir. İçi boşaltılmış bir toplum ise yönünü kaybetmiş bir gemiye benzer. Nereye sürükleneceği, hangi kayalıklara çarpacağı belli olmaz. Bugün hepimize düşen görev; geçmişe saplanıp kalmak değil, geçmişten güç alarak geleceğe yürümektir. Kültürünü koruyan toplumlar geleceği inşa eder, kültürünü unutan toplumlar ise başkalarının yazdığı hikâyenin bir parçası olur. .         Orhan ERDOĞAN
Ekleme Tarihi: 12 Haziran 2026 -Cuma

NEREYE GELMİŞİM?

Bugün bir düğün davetine katıldım. Salona adımımı attığım anda kendimi sanki farklı bir dünyanın içinde buldum. İster istemez bir Türk ve bir Müslüman olarak şu soruyu sordum: Bize ne oldu?
Binlerce yıllık örf ve adetlerimiz, geleneklerimiz, kültürel değerlerimiz vardı. Bugün ise bazı ortamlarda kendimizi tanımakta zorlanıyoruz. Acaba biz biz olmaktan mı çıktık? Başka bir âlemin, başka bir kültürün etkisi altında mı yaşıyoruz?
Elbette düğünler sevinç günleridir. İnsanların temiz, düzenli ve şık giyinmeleri doğaldır. Ancak şıklık ile gösteriş, zarafet ile teşhir arasındaki çizgi giderek silikleşmeye başlamıştır.
Atalarımızın, “Üzüm üzüme baka baka kararır” sözü boşuna söylenmemiştir. Önce bir kişi farklı davranır, sonra bir başkası onu taklit eder. Ardından çıta biraz daha yükseltilir. Zamanla sıra dışı olan normalleşir, normal olan ise unutulur. İşte toplumsal değişim çoğu zaman böyle sessiz ve fark edilmeden gerçekleşir.
Bir başka atasözümüz de durumu çok güzel anlatır: “Karga, kekliğin yürüyüşüne özenmiş; ne keklik gibi yürüyebilmiş ne de kendi yürüyüşünü koruyabilmiş”. Bugün bazı kesimlerde gördüğüm manzara bana bunu hatırlatıyor. Kendimize has kültürümüzü, giyim anlayışımızı ve yaşam tarzımızı bir kenara bırakırken, yerine koyduğumuz şeyin bizi ne kadar temsil ettiğini sorgulamıyoruz.
Kültürler elbette zamanla değişir ve gelişir. Ancak değişim; özünü koruyarak gerçekleştiğinde zenginliktir. Köklerinden koparak gerçekleştiğinde ise kimlik kaybına dönüşebilir.
Beni düşündüren de tam olarak budur. Eğer çocuklarımıza ve gençlerimize kendi değerlerimizi yaşayarak gösteremezsek, yarın onları sadece tarih kitaplarında ve eski filmlerde gören bir nesille karşı karşıya kalabiliriz. Daha da önemlisi, geçmişiyle gurur duyan değil, geçmişinden uzaklaşan bir anlayışın yaygınlaşmasından endişe duyuyorum. Oysa bizler, binlerce yıllık tarihimizin, medeniyetimizin, örf ve adetlerimizin mirasçılarıyız. Modernleşmek başka, öz benliğini kaybetmek başkadır. Avrupa'da yaşamak veya çağın gerekliliklerine uyum sağlamak, kendi kültürümüzden vazgeçmeyi gerektirmez. Tam tersine, farklı kültürler arasında varlığını koruyabilen toplumlar ayakta kalabilir.
Bu nedenle önce kendimiz örnek olmalı, sonra çocuklarımıza ve gençlerimize kültürümüzü, geleneklerimizi ve manevi değerlerimizi aktarmalıyız. Çünkü toplumları ayakta tutan yalnızca ekonomik güç veya teknolojik gelişmişlik değildir; aynı zamanda ortak değerleridir.
Unutmayalım ki her yozlaşma, bilinçli veya bilinçsiz şekilde kültürel hafızamızdan bir parçayı eksiltir. İçi boşaltılmış bir toplum ise yönünü kaybetmiş bir gemiye benzer. Nereye sürükleneceği, hangi kayalıklara çarpacağı belli olmaz. Bugün hepimize düşen görev; geçmişe saplanıp kalmak değil, geçmişten güç alarak geleceğe yürümektir. Kültürünü koruyan toplumlar geleceği inşa eder, kültürünü unutan toplumlar ise başkalarının yazdığı hikâyenin bir parçası olur.
.
        Orhan ERDOĞAN
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.