Orhan ERDOĞAN
Köşe Yazarı
Orhan ERDOĞAN
 

KOMŞULUK İLİŞKİLERİ : DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Komşu, konutları veya yaşam alanları birbirine yakın olan kimselerin birbirine verdiği addır. Kelimenin kökü de bu yakınlığı anlatır: Eski Türkçe’de "durmak, ikamet etmek, yerleşmek" anlamına gelen "kon-mak" fiilinden türeyen "konşı" sözcüğü, zamanla bugünkü "komşu" hâlini almıştır. Türk Dil Kurumu verilerine ve günlük kullanıma bakıldığında kelimenin üç farklı boyutu öne çıkar: Mekânsal yakınlık: Aynı binada, sokakta veya mahallede birbirine yakın evlerde oturan kişiler. Coğrafi/siyasi yakınlık: Sınır komşuluğu bulunan, yan yana yer alan ülkeler veya şehirler (örneğin "Türkiye'nin komşuları", "mücavir alan" kavramı). Sosyal/işsel yakınlık: Meslek, iş yeri, dükkân veya arazi bakımından yakınlığı bulunan esnaf ve çalışanlar için de bu tabir kullanılır. Kültürümüzde bu bağın önemini vurgulayan pek çok atasözü vardır: "Ev alma, komşu al." "Komşu komşunun külüne muhtaçtır. "Komşuluğun Dünü Yarım asır önce komşu, bir bakıma bizim evimizin bir parçası gibiydi. Selam vermeden geçilmez; ekmek, su, acı, hüzün ve sevinç birlikte paylaşılırdı. Düğünde, dernekte, bayramda hep bir arada olunur; komşunun işi kendi işimiz gibi benimsenirdi. Bayramlarda köy odalarında toplanılır, herkes gücü yettiğince bir şeyler getirir, akşama kadar hoş sohbet edilir, hikâyeler anlatılır; küçük büyük demeden herkes bu birlikteliğin mutluluğunu yaşardı. Memlekete izine geldiğimizde bir iki gün komşular "hoş geldin" ziyaretine gelir; izin dönüşünde ise yine bir iki gün önceden akın akın veda ziyaretine koşarlardı. Komşuluğun Bugünü Bugüne geldiğimizde tablo değişti. Avrupa tarzı yaşam alışkanlıkları yaygınlaştıkça komşuluk ilişkilerinde bir gerileme başladı. Maddiyatın öne çıkması, daha fazla kazanma ve daha lüks bir hayat özentisi, komşular arasındaki bağların zayıflamasına yol açan başka bir etken oldu. Ne acıdır ki aynı apartmanda oturup haftalarca birbirini görmeyen komşular var artık. Kimileri merdivende ya da kapıda karşılaşsa dahi "merhaba", "günaydın" demeye bile uzak duruyor. Almanya'da Almanların komşuluk anlayışını gördüğümüzde bize çok tuhaf gelmişti: Sadece kapıda veya sokakta rastlaşınca selam verir, çok yakınları dışında kimsenin evine gitmezlerdi. Aynı manzarayı bugün kendi memleketimde gördüğümde ise içimden "bize ne oldu, biz böyle miydik?" demeden edemiyorum. Artık komşuluk eski anlamını yitirmiş durumda. Herkes başını eğiyor, kimse kimseye selam vermeye dahi tenezzül etmiyor. Nerede kaldı "komşu komşunun külüne muhtaçtır" atasözümüzün içeriği? Nerede kaldı ekmeğin yarısının paylaşıldığı komşuluk ilişkileri? Nerede kaldı, uzaktaki yakınından önce komşunun imdada yetiştiği o günler? Dinimizde Komşu Hakkı Konunun bir de manevi boyutu var. Hadis-i şeriflerde komşuluk hakkına şöyle dikkat çekilir: "Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım." (Müslim, Birr ve Sıla, 42) "Komşusu açlıktan kıvranırken, tok yatan kimse iman etmiş olamaz." (İbn Ebî Şeybe, Musannef, İman ve Rü'yâ, 6) "Sizden biri kendisi için istediğini din kardeşi için -yahut komşusu için- de istemedikçe (tam) iman etmiş olamaz." (Müslim, İman, 71) Komşu; sevincinle sevinen, hüznünle ağlayan, yaralarını saran kimsedir. Komşularımız, zor zamanlarımızda yardım istediğimiz, sevinçli anlarımızda mutluluğumuzu paylaştığımız insanlardır. Sonuç: Bunlar gibi komşulukla ilgili daha nice nasihat, örf ve gelenek bize atalarımızdan miras kalmıştır. Ne yazık ki son zamanlarda komşuluk ilişkilerimizin içi giderek boşaltılıyor; bilinçli ya da bilinçsiz, kültürümüzden bir yozlaşma sürüp gidiyor. Bu güzel değerleri yeniden hatırlamak ve yaşatmak, hepimizin ortak sorumluluğu olmalı.
Ekleme Tarihi: 15 Eylül 2026 -Salı

KOMŞULUK İLİŞKİLERİ : DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Komşu, konutları veya yaşam alanları birbirine yakın olan kimselerin birbirine verdiği addır. Kelimenin kökü de bu yakınlığı anlatır: Eski Türkçe’de "durmak, ikamet etmek, yerleşmek" anlamına gelen "kon-mak" fiilinden türeyen "konşı" sözcüğü, zamanla bugünkü "komşu" hâlini almıştır.
Türk Dil Kurumu verilerine ve günlük kullanıma bakıldığında kelimenin üç farklı boyutu öne çıkar: Mekânsal yakınlık: Aynı binada, sokakta veya mahallede birbirine yakın evlerde oturan kişiler.
Coğrafi/siyasi yakınlık: Sınır komşuluğu bulunan, yan yana yer alan ülkeler veya şehirler (örneğin "Türkiye'nin komşuları", "mücavir alan" kavramı).
Sosyal/işsel yakınlık: Meslek, iş yeri, dükkân veya arazi bakımından yakınlığı bulunan esnaf ve çalışanlar için de bu tabir kullanılır.
Kültürümüzde bu bağın önemini vurgulayan pek çok atasözü vardır: "Ev alma, komşu al." "Komşu komşunun külüne muhtaçtır. "Komşuluğun Dünü
Yarım asır önce komşu, bir bakıma bizim evimizin bir parçası gibiydi. Selam vermeden geçilmez; ekmek, su, acı, hüzün ve sevinç birlikte paylaşılırdı. Düğünde, dernekte, bayramda hep bir arada olunur; komşunun işi kendi işimiz gibi benimsenirdi.
Bayramlarda köy odalarında toplanılır, herkes gücü yettiğince bir şeyler getirir, akşama kadar hoş sohbet edilir, hikâyeler anlatılır; küçük büyük demeden herkes bu birlikteliğin mutluluğunu yaşardı.
Memlekete izine geldiğimizde bir iki gün komşular "hoş geldin" ziyaretine gelir; izin dönüşünde ise yine bir iki gün önceden akın akın veda ziyaretine koşarlardı.
Komşuluğun Bugünü
Bugüne geldiğimizde tablo değişti. Avrupa tarzı yaşam alışkanlıkları yaygınlaştıkça komşuluk ilişkilerinde bir gerileme başladı. Maddiyatın öne çıkması, daha fazla kazanma ve daha lüks bir hayat özentisi, komşular arasındaki bağların zayıflamasına yol açan başka bir etken oldu.
Ne acıdır ki aynı apartmanda oturup haftalarca birbirini görmeyen komşular var artık. Kimileri merdivende ya da kapıda karşılaşsa dahi "merhaba", "günaydın" demeye bile uzak duruyor.
Almanya'da Almanların komşuluk anlayışını gördüğümüzde bize çok tuhaf gelmişti: Sadece kapıda veya sokakta rastlaşınca selam verir, çok yakınları dışında kimsenin evine gitmezlerdi. Aynı manzarayı bugün kendi memleketimde gördüğümde ise içimden "bize ne oldu, biz böyle miydik?" demeden edemiyorum.
Artık komşuluk eski anlamını yitirmiş durumda. Herkes başını eğiyor, kimse kimseye selam vermeye dahi tenezzül etmiyor. Nerede kaldı "komşu komşunun külüne muhtaçtır" atasözümüzün içeriği? Nerede kaldı ekmeğin yarısının paylaşıldığı komşuluk ilişkileri? Nerede kaldı, uzaktaki yakınından önce komşunun imdada yetiştiği o günler?
Dinimizde Komşu Hakkı
Konunun bir de manevi boyutu var. Hadis-i şeriflerde komşuluk hakkına şöyle dikkat çekilir: "Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım." (Müslim, Birr ve Sıla, 42) "Komşusu açlıktan kıvranırken, tok yatan kimse iman etmiş olamaz." (İbn Ebî Şeybe, Musannef, İman ve Rü'yâ, 6) "Sizden biri kendisi için istediğini din kardeşi için -yahut komşusu için- de istemedikçe (tam) iman etmiş olamaz." (Müslim, İman, 71)
Komşu; sevincinle sevinen, hüznünle ağlayan, yaralarını saran kimsedir. Komşularımız, zor zamanlarımızda yardım istediğimiz, sevinçli anlarımızda mutluluğumuzu paylaştığımız insanlardır.
Sonuç:
Bunlar gibi komşulukla ilgili daha nice nasihat, örf ve gelenek bize atalarımızdan miras kalmıştır. Ne yazık ki son zamanlarda komşuluk ilişkilerimizin içi giderek boşaltılıyor; bilinçli ya da bilinçsiz, kültürümüzden bir yozlaşma sürüp gidiyor. Bu güzel değerleri yeniden hatırlamak ve yaşatmak, hepimizin ortak sorumluluğu olmalı.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.