Güven, itimat ve verilen söz... Bunlar, bir toplumun omurgasını oluşturan en temel ahlaki değerlerdir. Bir toplumda sözün hükmünü yitirmesi, verilen taahhütlerin tutulmaması sadece bireysel bir ihmal değil, o toplumun çürümeye yüz tuttuğunun en acı işaretidir?
Çocukluğumuzda bize öğretilen en kutsal kuralların başında gelirdi bunlar: Sözün senet olması, yalanın kapıdan içeri sokulmaması ve emanete asla ihanet edilmemesi... Oysa bugün, nesiller boyu bizi ayakta tutan bu etik ilkelerin adeta tersyüz edildiği karanlık bir döneme şahitlik ediyoruz?
Yaşadığım her olumsuzluk karşısında kahroluyor, "Ne oluyor bize, biz böyle bir millet miyiz?" diye sormadan edemiyorum. Çarşıya, pazara, markete gittiğimde gördüğüm tablo da farklı değil; herkes aynı dertten muzdarip.
Verilen Sözler Havada Kalıyor?
Hatırlayın; bir firma ile anlaşırsınız, malzemelerin bir ay içinde elinizde olacağı taahhüt edilir. Aradan iki ay geçer, ne gelen var ne giden... Her aradığınızda binbir bahane, "Önümüzdeki hafta kesin elinizde" vaatleri. Ama icraat sıfır.
Ya da tanıdık birisi gelir, eli mahkûmdur, sıkıntısı vardır. Yardıma ihtiyacını belirtip, "Üç hafta sonra kesin ödeyeceğim" der. Biz "söz senettir" düsturuyla büyüdüğümüz için imkân yaratır, elimizi uzatırız. Çünkü biz öyle gördük, öyle biliyoruz. Ancak vaat edilen gün gelir, ne arayan vardır ne soran. Günler aylara, aylar belirsizliğe dönüşür.
İşte insan o an derin bir sarsıntı geçiriyor. Kendi kendine, "İyiliğin karşılığı bu mu?" diye sormaktan, bu ihanetin yalnız kendisine mi yapıldığını sorgulamaktan kendini alamıyor. Çevremize baktığımızda ise anlıyoruz ki, bu yalnız bir bireyin hikâyesi değil; toplumsal bir yara.
Bu Gidişin Sonu Nereye Varacak?
Şimdi asıl soruyu yüksek sesle sormak zorundayız: Biz ne idik, ne olmuşuz? Bu toplum böyle nereye gidiyor?
İş ahlakının yerle bir olduğu, sözün kıymetini yitirdiği bir düzen ne kadar sürdürülebilir?
Bu ahlaki çöküş sarmalından çıkış yolu nerede, bu gidişe kim "dur" diyecek?
Eğer bu temel değerleri yeniden inşa edemezsek, korkarım ki geriye ne güvenimiz kalacak ne de birlikte yaşama irademiz...
