Ekleme
Tarihi: 23 Ocak 2026 -Cuma
Günlük yaşamın genel sorunlarını ve sorularını ele almaya çalıştığım köşe yazılarında bugün yine farklı bir tartışmayı ele almaya çalışıyoruz. Fakat öncelikle belirtmek isterim ki bu sorgulamanın mahalle kıraathanelerindeki her şeyi ben bilirim tartışmalarından ve güncel siyasi tartışmaların ötesinde olduğunu belirtmek isterim.
Çünkü gelişmiş bir eleştiri kültürü yoksunluğu toplumdaki konuların makul bir zeminde tartışılmasına engel olmaktadır. Ve ne yazık ki bu yaklaşım da toplumsal gelişimi olumsuz yönde etkilemektedir. Oysa ki düşünmek, sorgulanmak insanı geliştirdiği gibi toplumsal temellerin de gelişimine katkıda bulunur. Yazının genel amacı toplum olarak siyasetin gerekli yöntemlerine dair filozofların felsefi yaklaşımları temelinde geçmişten günümüze bizlerin ideal bir yaşama ulaşmak için neler yapabiliriz sorusunun tartışmalarını ön plana çıkarır. Biz de siyaset mefhumuna bu şekilde yaklaşabilirsek toplumun farklılaşacağı aşikardır. Söz konusu filozoflar olunca da felsefe tarihinde siyaset felsefesi açısından bir çok düşünce insanından bahsetmek mümkündür. Biz burada genel siyaset felsefesi yaklaşımlarından bahsederken bir filozof görüşleri üzerinden konunun çerçevesini çizmeye çalışacağız. Ayrıca bu konuda okumayı seven okurlar için de bir kaç filozofun önemli eserlerini dipnota ekleyerek paylaşacağım. Yani amacımız tamamıyla felsefi tartışmaları temel almaktadır.
Ancak tabiki felsefi tartışmalar temelinde yaşadığımız dönemdeki siyasi yaklaşımları da düşünmek mümkündür. Günlük siyaseti izlerken çoğu zaman belki de aynı duyguda buluşuruz: Gürültü çok, anlam az. Tartışmalar sert, sloganlar keskin ama derinlik nadirdir! Bu manzara karşısında belkide sorulması gereken temel sorular şunlardır: Siyasetin bir felsefesi olabilir mi, yoksa siyaset doğası gereği yalnızca güç mücadelesinden veya koltuk sevdasından mı ibarettir? Siyasetçiler yaptıkları işi ne kadar ciddiye alıyorlar?
Felsefe, en yalın hâliyle, "niçin, nasıl, neden" sorularını sorma cesaretidir. Siyaset ise çoğu zaman "nasıl kazanırız, nasıl elde edebiliriz" gibi soruları temel alır. Bu sorular ilk bakışta birbirine yabancı görünür. Fakat siyaset, insanın birlikte yaşama biçimini düzenleme iddiası taşıdığı ölçüde felsefeden kaçması mümkün görünmemektedir. Çünkü birlikte yaşamak, yalnızca kurallar koymayı değil; adaletin ne olduğunu, adaletin nasıl uygulanacağını, özgürlüğün sınırlarını, eşitliğin anlamını ve iyinin neye göre belirleneceğini tartışmayı gerektirir. Bu tartışmaların alanı da doğrudan felsefenin konularının içinde yer alır.
Platon'dan Aristoteles'e, Farabi'den Hobbes'a, Rousseau'dan Arendt'e kadar pek çok düşünür, siyaseti geçici çıkarların değil, insanın ve toplumun etkileşimleri ışığında ele almaya çalıştığı bir düşünce alanı olarak karşımıza çıkar. Filozoflar için siyaset, iktidarın tekniği değil, "iyi yaşam" arayışının karşılığıdır. Devlet, yalnızca düzen sağlayan bir mekanizma değil; insanın erdemle ilişkisinin toplumsal ifadesi konumundadır. Bu bakış açısı temelinde eserlerini ortaya koymuş bir çok filozoftan bahsedebiliriz.
Örneğin Fârâbî siyasetin bir ahlak ve anlam zeminine oturabileceğini gösterir. Fârâbî'nin siyaset felsefesi, insanın mutluluğa (saâdet) ancak toplum içinde ve doğru bir siyasal düzenle ulaşabileceği fikrine dayanmaktadır. Kısaca ana hatlarıyla ifade edecek olursak; İnsanın amacı mutluluktur: Fârâbî'ye göre gerçek mutluluk, bedensel hazlar değil, aklın yetkinleşmesi ve ahlâkî olgunluktur. Bu da tek başına değil, toplumsal yaşam içinde mümkündür. Erdemli şehir yani el-Medînetü'l-Fâzıla: Fârâbî ideal devleti "erdemli şehir" olarak adlandırır. Bu şehirde yöneticiler ve yurttaşlar, ortak bir iyi ve mutluluk anlayışı etrafında birleşir. Yönetici(Filozof): İdeal yönetici hem aklî bilgide (felsefe) hem de ahlâkî erdemde yetkin olmalıdır. Bu kişi, Platon'daki filozof-kral anlayışına benzer şekilde, toplumu doğruya yönlendirir. Siyaset-ahlâk birliği: Fârâbî'de siyaset, güç ve çıkar yönetimi değil; ahlâkın ve bilginin toplumsal düzene yansımasıdır. Kötü siyaset, insanı mutluluktan uzaklaştırır. Erdemsiz şehirler: Sadece çıkar, haz, güç veya şöhreti amaçlayan toplumları "cahil", "fasık" veya "sapmış" şehirler olarak niteler. Bu toplumlarda gerçek mutluluk mümkün değildir. Özetle Fârâbî'ye göre siyaset, insanı hakikate ve mutluluğa ulaştırma sanatıdır; bu nedenle siyaset felsefeden ve ahlâktan bağımsız düşünülemez.
Bugün ise siyaset çoğu zaman felsefeden bilinçli biçimde uzak durur. Çünkü felsefe, rahatsız edici sorular sorar; sınır çizer, ölçü ister, tutarlılık talep eder. Popülist dil için bu sorular tehlikeli görülür. Zira felsefe, "her yol mubah mı?", "çoğunluk her zaman haklı mı?", "iktidar ne zaman meşruiyetini kaybeder?" gibi sorularla siyaseti aynaya bakmaya zorlar. Bu ayna, çoğu siyasetçinin görmek istemediği bir yüzü gösterir.
Ancak felsefesiz yani filozofları temel almayan siyasetler, kısa vadede işe yarasa bile uzun vadede toplumu yorar. İlkesiz faydacılık, güven duygusunu aşındırır; sürekli değişen söylemler, ortak aklı zayıflatır. Siyasetin bir yön duygusu kalmaz. Oysa felsefe, siyasete hazır reçeteler sunmaz; ama filozofların fikirleriyle yöntemler gösterir. Ne yapılacağını değil, neyin yapılamaması gerektiğini hatırlatır. Gücün sınırlarını, insan onurunun dokunulmazlığını, adaletin pazarlık konusu edilemeyeceğini sürekli gündemde tutar.
"Siyasetin bir felsefesi olabilir mi?" sorusu aslında şunu temel alır: Gündelik alelade siyasetin bizi ileriye taşımayacağı gibi siyaseti yalnızca kazanma sanatı olarak mı görüyoruz, yoksa birlikte yaşamanın ahlakı olarak mı? sorularını gündeme getirir. Eğer birincisiyle yetinip siyasetimizi bu temeller üzerine kurarsak, felsefe lüks gibi görünür. İkinci yaklaşımı ciddiye alırsak, felsefe kaçınılmaz hâle gelir.
Sonuçta siyaset felsefesiz de yapılabilir gibi görünür ama; bu yapıldığı düşünülen siyaset, yönsüz bir gemiyle açık denize çıkmaya benzetmek hiçte yanlış olmaz. Çünkü geçmişte felsefesiz siyasete sahip toplumların hazin sonu hepimizin göreceği şekilde ortada durmaktadır. Rüzgâr bir süre işe yarasa bile ancak fırtına çıktığında yöntemsiz bir siyaset anlayışının bedeli ağır olabileceğini söylemek mümkündür. Siyasetin bir felsefesi olabilir mi sorusu, bu yüzden teorik bir merak değil; doğrudan doğruya ortak geleceğimizle ilgili bir sorudur. Ve belki de asıl mesele, siyasetin felsefesi olup olamayacağı değil, bizim böyle bir felsefeyi talep edip etmediğimizdir. Platon siyaset felsefesi için Sokrates'in fikirlerinden hareketle söylediği bir sözüyle düşünmeye davet ederek yazımıza son verelim UNUTMAMALIYIZ Kİ: "Yapıyı oluşturan öğeler kırık ve bozuksa yapı da çürük olur."
[1] Platon, Sokrates’in Savunması, çev. Ari Çokona (İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2012).
Platon, Devlet, çev. Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcöz (İstanbul: İşbankası Yayınları, 2010).
Fârâbi, İdeal Devlet, çev. Muhammet Caner Ilgaroğlu (Ankara: Divan Yayınları, 2022).
Thomas Hobbes, Leviathan, çev. Semih lim (İstanbul: YapıKredi Yayınları, 2023).
İbni Haldun, Mukaddime, der. Süleyman Uludağ (İstanbul: Dergah Yayınları, 2022).
Jean Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, çev. Vedat Günyol (İstanbul: İş Bankası Yayınları, 2019).
Hannah Ardent, İnsanlık Durumu, çev. Bahadır Sina Şener (İstanbul: İletişim Yayınları, 2025).