Dünya gaileleri dağıtır bizi. Birliğimizi gevşetir, bütünlüğümüzü sulandırır. Hele şehrin herkesi bir kenara atan, birbirine bigâne kılan, farklılaştırıcı, ayrıştırıcı işbölümü ve koşuşturmacası insanı kendi benliğine, bireyselliğine kapatıyor.
Ramazan tek başına bir uyarıcı, bir elçidir. Bize ait zannettiğimiz hiçbir şeyin bize ait olmadığını, dünyanın faniliğini ve eninde sonunda ölüp gideceğimizi bize hatırlatarak bu dünyayı bu hakikat ışığında yaşamaya davet eder. Davet etmekle kalmayıp, göz ve kulak verirsek, bizi bu istikamette bir hayata hazırlar, eğitir. Bu dünyada başkalarının da var olduğunu ve bizim onlara karşı da sorumlu olduğumuzu öğretir. Yasin Aktay, Ramazan Aynasında, syf. 265-266)
İnsanın varoluş serüveni nefes aldığı sürece devam eder. Ancak bu var oluş sürecinde durup düşünmek adına önemli bazı zamanlar vardır. Her yıl Ramazan geldiğinde şehirlerin ritmi değişir. Günler biraz daha yavaş akar, akşam ezanı biraz daha dikkatle beklenir, sofralar biraz daha kalabalık kurulur. Ancak Ramazan yalnızca aç kalmanın, iftar sofralarının ya da sahur telaşının ayı değildir. Aslında Ramazan, Müslümanlara İslam'ın en temel dinamiklerini yeniden hatırlatan büyük bir manevi hatırlatma zamanıdır.
İnsan gündelik hayatın koşuşturması içinde çoğu zaman inancının özünü unutabilir. İbadetler sadece sıradan bir alışkanlığa dönüşebilir, değerler gündelik çıkarların gölgesinde kaybolabilir. Ramazan tam da bu noktada devreye girer. Oruç, insanın sadece bedenini değil, hafızasını da uyandırır. Açlık ve susuzluk, insanın kendi varoluşu üzerine yeniden düşünmesini sağlar.
İslam düşüncesinde ibadetlerin önemli bir kısmı insanı hatırlamaya ve öze dönüşe çağırır. Namaz, günde beş kez insanın dünyaya dalmış zihnini ilahi olana yöneltir. Zekât, bireyi toplumla yeniden ilişkilendirir. Oruç ise insanın hem kendisiyle hem de başkalarıyla kurduğu ilişkiyi sorgulamasına imkân verir. Sahi gerçekten biz bu dünyaya neden geldik? Bu nedenle Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil aynı zamanda bir bilinç ve farkındalık ayıdır.
Oruç tutan kişi gün boyunca basit gibi görünen ama hayatın merkezinde duran bir hakikati deneyimler: İnsan her şeye sahip değildir. Ya da gerçekten her şeye sahip olabilir mi? Modern ve faydacı hayatın sunduğu sınırsız tüketim algısı içinde insan çoğu zaman sınırlarını unutma eğilimindedir. Oruç ise insanın sınırlarını yeniden fark etmesini sağlar. Açlık, insana kendi kırılganlığını ve muhtaçlığını öğretir. Bak işte her şey senin önünde ama elini bile süremiyorsun!
Bu yönüyle Ramazan aynı zamanda güçlü bir toplumsal empati pratiğidir. Gün içinde hissedilen açlık, maddi anlamda güçlük çeken insanların gündelik hayatının küçük bir tecrübesine dönüşür. Bu deneyim, sadece bireysel bir duygu değil, toplumsal bir sorumluluk bilincini de ortaya çıkarmaktadır. Bu yüzden İslam geleneğinde Ramazan ayı sadakanın, paylaşmanın ve dayanışmanın en yoğun yaşandığı zamanlardan biridir.
Ramazan'ın bir diğer önemli yönü ise insanın iç dünyasını yeniden düzenleme fırsatı sunmasıdır. Günlük hayatın hızlı akışı içinde insan çoğu zaman kendisine bile yabancılaşır. Oysa oruç, insanı yavaşlatır. İştahların, alışkanlıkların ve arzuların bir süreliğine askıya alınması, insanın kendi iç sesini daha net duymasını sağlar. Bu yönüyle Ramazan bir tür içsel arınma sürecidir. Gerçek benliği fark edip ona göre yaşamaya niyetlenmektir.
İslam düşüncesinde insanın en önemli mücadelesi “nefs terbiyesi” olarak görülür. Ramazan bu terbiyenin en görünür eğitim sahasıdır. Çünkü oruç yalnızca mideyi değil, dili, bakışı ve davranışı da disipline etmeyi amaçlar. Bir başka ifadeyle oruç, insanın bütün varlığıyla katıldığı bir ahlâk eğitimidir.
Belki de Ramazan'ın en önemli mesajı tam olarak burada ortaya çıkar: Düşünmek, sorgulamak ve anlamlandırmak... Unutulmamalıdır ki İslam yalnızca ritüellerden ibaret değildir; aynı zamanda bir ahlâk düzenidir. Adalet, merhamet, paylaşma ve sorumluluk gibi değerler İslam'ın temel dinamiklerini oluşturur. Ramazan, bu değerlerin sadece teorik kavramlar olmadığını, gündelik hayatta yaşanması gereken ilkeler olduğunu hatırlatır.
Bugünün dünyasında insanlık büyük bir hız çağında yaşıyor. Tüketim, rekabet ve bireyselleşme çoğu zaman insanı kendi değerlerinden uzaklaştırabiliyor. Böyle bir dünyada Ramazan, Müslümanlara durup düşünmek için kısa ama güçlü bir mola sunuyor. Bu mola, yalnızca bedensel değil aynı zamanda zihinsel ve ahlaki bir duraklama anlamına gelmektedir. Ramazan'ın asıl amacı, sıradanlığa ve tek düzeliğe karşı hayatımızın yönünü biraz olsun değiştirmektir. Eğer bu ay sonunda insan biraz daha merhametli, biraz daha paylaşımcı ve biraz daha bilinçli bir hâle gelmişse, Ramazan gerçek anlamına ulaşmış demektir. Ramazan felsefesini, kısaca söylemek gerekirse Ramazan ayındaki ibadetlerin arkasındaki anlam dünyasını, insanı nasıl dönüştürdüğünü ve hangi ahlâkî amaçlara yönelttiğini açıklamaya çalışan düşüncedir. Uzun süre üzerine çalışılması gereken İslam'ın temel dinamiklerini görünür kılmayı hedeflemektedir. İslam düşüncesine göre mesele sadece oruç tutmak değildir; Ramazan'ın insanın nefsini, toplumu ve Tanrı ile ilişkisini nasıl yeniden düzenlediğini anlamak ve hayatı ona göre yaşamaktır.
Belki de Ramazan'ın felsefesi tek bir cümlede özetlenebilmek ya da üzerine düşünmek mümkündür: İnsan, sahip olduklarını değil; hatırladıklarını yaşayarak dönüşür. Ramazan ise tam da bu hatırlamanın zamanıdır. İslam'ın temel dinamikleri olan merhameti, adaleti ve sorumluluğu yeniden hatırlamanın…
Ve bu değerleri yeniden hayatın merkezine yerleştirmenin zamanı.
Mehmet Fatih TEKİN
Felsefe Grubu Öğretmeni, Sosyolog, Öğrenci Koçu, Aile Danışmanı
Felsefe Grubu Öğretmeni, Sosyolog, Öğrenci Koçu, Aile Danışmanı
