Toplumun büyük bir bölümü cep telefonlarının esiri olmuş durumdalar. Ve bu kesimin oranı gün geçtikçe artmaktadır.
Evet, cep telefonu, internet, tablet ve bilgisa-yarlar artık yaşamımızın bir parçası. Ve bizler bu işi o kadar kaptırmışız ki bunu kontrol altına almayı falan hiç düşünmüyoruz bile. Çoğumuz maalesef sabah kalk-tığında yüzünü bile yıkamadan telefonuna sarılıp adeta ölecekmiş gibi bir fırt telefon nefesi çekiyorlar.
Bir aralar insanların cep telefonlarına bakmadan ne kadar durabildiklerini araştıranlar bu incelemede Türk insanının zirvede olduğunu tespit etmişler. Çoğu kişi 5 dakika geçmeden telefona bakmanın esaretine kapıl-mışlar. Bir taraftan hayatını dijitale devretmiş, esir etmiş insanlar nasıl yaşıyor diye merak ediyorum, bir taraftan da çevremde, yanıbaşımda canlı olarak çoğunu da görüyorum. Yukarıda belirttiğim gibi sabah kalkar kalkmaz yüzünü yıkamadan telefona sarılan insanlar hiç de azınlıkta değil. Kahvaltıda ağzına bir lokma atıp iki tık telefona göz atılıyor. Giyinirken gözünü telefondan ayıramıyor. Pantolonu ters giyenler, gömleğinin düşmesini yanlış ilikleyenler az değil...
Gömleğinin düşmesini yanlış ilikleyenler, çoraplarını farklı giyenler de yok değil hani!...
İşin gerçeği telefonlar niçin kullanılır, amacını unuttuk ve karıştırıyoruz artık. Evet, 30 yıllar önce cep telefonları "konuşmak için" kullanılırdı. Telefonlara bir tek el feneri eklenmesi büyük bir buluştu. Nitekim zor, zaruri olmayan hallerde kimse el feneri taşımazken telefonu olanlar yanında bonus olarak el feneri de taşır oldular. Ne büyük kolaylık değil mi? Sonra bir çalar saat girdi telefonların içine. Bu alarmlar bizleri sabah kaldırdı ancak günümüze geldiğinde alarmlar, hatırlatıcılar neler neler yapmıyor ki? Bir yere gideceğimizi hatırlattı, birini arayacağımızda çaldı, otobüs saatimizde uyardı, ilaç saatimizi söyledi, ödemelerinizi hatırlattı. Ve daha neler neler. Sonra içine bir müzik çalar koydular, ardından video oynatıcı. Değmeyin keyfime!...
Sonra....
Sonra daha da geliştirildi. İnternet yaygınlaştı, kullanımı kolaylaştı. Telefonun en büyük güzelliklerinden birisi e-devlet denen kişisel bütün bilgilerimizi içeren uygulama, yine çok büyük kolaylık "cepte bankacılık"la adeta çığır açtı. Oturduğumuz yerden, gece gündüz havalelerimizi, ödemelerimizi, faturalarımızı anında ödeyebilir olduk. Bu büyük kolaylıkları daha sindiremeden olanlar oldu. Tiktak'lı, reelsli, falanlı filanlı kısa videolar milleti esir aldı. Herkes bu videolara uzaktan atladı. İyi kötü demeden, ayıp uygunsuz düşünmeden, ahlâksızlık, müstehcenlik ayırmadan günün her saatinde, her dakikasında deli gibi videolara kapıldık. Kapıldık, gidiyoruz...
Bir yerde arkadaşlarla buluşma, aile toplantısı, düğün dernek hatta cenaze töreni vs. hiç ayırt etmeksizin beş, on, onbeş kişi hepsi birden ellerinde telefon sanki entegre bir tesiste üretim yapılıyor. Ee işte esaret dedik yaaa!...
Sonu nereye varacak bilmiyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir skeç programında gerçekten tam bir nokta atışı yapmışlar. Adam yemesini, içmesini, tuvaletini, uyku saatini cepteki uygulamaya göre yapıyor. Yani telefon seni tam anlamıyla yönetiyor artık. Resmen bir trajikomedi görüntüsü. Bu iş nereye varır bilemiyoruz.
Şimdi ise gündemimiz "5G"... Yaşasın 5G...
Dünya hala tartışma halinde. Bu teknolojinin getirdik-lerinden çok radyasyonel açıdan sakıncaları konuşuluyor. Bizde ise henüz 14 günlük bu teknolojiye çoğumuz balıklama daldı. Bazı şebekeler bol bol internet hediyesiyle önümüzdeki dönemlerde gelecek katmerli faturaların üstünü örtme çabasında. Bazıları ise yaygınlaşma yönünden kıyasıya rekabete başladı bile. Ancak çoğu insan bu uçak hızındaki teknoloji harikasından övgü ile söz ederek diğer insanları da katmerli faturalara ortak etme çabasına girmişler. Evet, bazı sektörlerde ve bazı durumlarda ihtiyaç olan bu hızlı internet kimine nasıl bir yada yüksek fatura getirecek önümüzdeki günlerde sanırım anlayacağız.
