Bizler Banazlıyız... Banaz’ı biliyor muyuz. Buraların havasının, suyunun, ormanlarının kıymetini biliyor muyuz? Bana sorarsanız hayır, kesinlikle ilçemizin, memleketimizin kıymetimi bilemiyoruz.
Son yıllarda kuraklık, susuzluğu tüm insanları karamsarlığa yönlendirirken yalan değil bizleri de korkuttu. Dört bir tarafı ormanlarla, yıllanmış çam ağaçlarıyla bezeli; buma karşılık en az 15 göletle zenginleştirilmiş yöremizin daha da üstünü havası eşsiz bir kaliteye sahiptir. Çanakkale yöresindeki en temiz havası olan yerlerden sonra ikinci sırada olduğu bilinen yöremizdeki bu işin sırrı Murat Dağı’nın eşsiz ormanları, nadide ağaçlarıdır.
Bu memleket kış aylarında elbette biraz sert iklime sahipken yaz aylarında eşi benzeri olmayan yayla havasıyla insanları adeta buraya mıknatıs gibi seçmektedir. Bu özellik, kış aylarının soğuğunu da yaşamaya değer olarak görülmektedir.
İşte böyle bir avantaja sahip Banaz’ımızın kıymetini bilemiyoruz. Çevreciler Murat Dağı’na sahip çıkmak için kıyasıya mücadele ederken vatandaşların çoğu umursamaz bir halde seyrediyor. Oysa buraların kıymetini bilen her insan bu güzelliğin, doğallığın yıllarca sürmesi için elini taşın altına koymalıdır.
Evet, dağımız bir ayrı, suyumuz bir ayrı, havamız bambaşka ayrı bir doğallığa, güzelliğe sahip. Bizler de bunu çok fazla önemsemiyoruz. Oysa bu güzelliklerin ışığında çevremizle ilgili ilçemizin içinin de kıymetini bilmeliyiz. Kaymakamlık ayrı, belediye ayrı, diğer kurumlar ayrı olarak üzerine düşeni yapmalıdır. Örneğin yollarımız, sokaklarımız, evlerimiz temiz ve güzel olmalıdır. Belediye yetkilileri yolların bozuk yerlerini yapmalı, temizlik işlerine çok daha fazla ağırlık vermelidir.
Tabii ki işler bununla son bulmuyor. Vatandaşlar da üzerine düşeni yapmalıdır. Tabiren herkes evinin önünü süpürmelidir. Ancak yine de yeterli değil. Çevremizde çok fazla gördüğümüz üzere insanlar çöplerini sokaklara gelişi güzel atıyor, çöp kutularını karıştıranlar orayı öylece bırakıyor, sokaklara kansıranlar, tükürenler, aracının çöplerini camı açıp yola savuranlar bu kötü alışkanlıklarından asla vazgeçmiyorlar. Oysa uygarlığın, gelişmişliğin, kültürün hatta dinin temeli bu değil midir.
İnsanlık nerede olursa olsun dünyaya en çok zararı veren yaratıktır. Kendi yaşadığı yeri kendi eliyle çöplüğe çeviren, adeta yattığı yere pisleyen bir varlıktır.
Yollardaki akaryakıt istasyonlarına giriyorsunuz. Bazı firmalar temiz tuvalet konusunda adeta yarışıyorlar. tertemiz, pırıl pırıl tuvalete bir giriyorsunuz sizden önce çıkan biri orayı İĞRENÇ bir şekilde bırakıp gitmiş. Ne kadar garip bir olay! Ben kendi kendime öyle birine rast gelsen yeminle evinde de böyle mi yapıyorsun diye sormayı düşünüyorum. Yani net bir şekilde söylüyorum, evinde yok böyle bir tuvalet ama insanlığını pekiştirememiş zavallı bu ve bunun gibi ayrıntılara dikkat etmiyor.
Net bir şekilde biliyoruz, maalesef böylelerini asla düzeltemezsiniz. Zaten Allah’tan korkmayan kuldan utanmaz ki!
Ama bizler her ne olursa olsun bunların düzelmesi, ilçemizin, ülkemizin güzelleşmesi için dil dökmeye, emek harcamaya devam edeceğiz. Yıllarca yazdığımız tazılardan bir tek insan bile kendini düzeltse bizlere teselli olacaktır. Hani şu deniz yıldızının hikayesi gibi!...
