Bugün çok eskiye dayanan bir hikayemi sizlerle paylaşmak istedim.
Ben 1967 yılında GÖKÇEADA (İMROZ) ATATÜRK İlköğretmen Okuluna girmiş ve 1970 yılında mezun olarak göreve başlamıştım. Okuldan ayrılırken herkes tahtaya isim ve adreslerini yazıp sonraki yıllarda haberleşmeyi amaçlıyordu. Herkes yazmış ama ben yazmamıştım.
Sürekli soruyorlardı “sen niye yazmıyorsun” diye . Ben de şu hikayeyi anlattım.“Bir arkadaşım askerlik anılarını anlatırken yine ben gibi, biri adresini yazmıyormuş. Niye yazmadın diye sorduklarında o da yahu benim adres kolay yazmaya gerek yok diye cevap vermiş.. Söyle o zaman deyince “İbrahim Zampara Beypazarı Ankara” demiş. Herkes gülerek karşılamış ve zihinlerde kalmış. Ben de adres için “ERKİN-BANAZ” dedim. Ve akıllarda yer etti sanırım.
Aradan yıllar geçti ve tahtaya yazılan tarihlerde buluşmalar gerçekleşmedi. Bir gün devre arkadaşım Tuncer, “sana selam var arkadaşlar sınıf başkanı bizi toplasın” diyorlar. İlk anda kolay bir iş olmadığını düşündüm. Ama sağolsun bu sosyal medya işimi kolaylaştırdı. Kısa sürede bir çok arkadaşımın telefonuna ulaştım. Bir buluşma tertip edebileceğimi bildirdim. Olumlu karşılandı. İlk aşamada arkadaşlarımı Uşak’ta topladım. 29 arkadaşım davetime geldi. Uşak Öğretmen Evi buluşmasında bir araya geldik. Kiminin saçı ağarmış kiminin beli bükülmüş ve hatta ilk bakışta tanınamayacak bir fiziğe bürünmüş “vay beee!” nidalarıyla kucaklaştık. Doyurucu sohbetler ve güzel bir geceyle düşündüklerimizi gerçekleştirdik. İlk buluşmamız çok güzel geçti ve bizi umutlandırmıştı.
Sonra Pamukkale, Salihli, Dikili ve Çanakkale’de buluşmalarımız sürdü. Hatta GÖKÇEADA’YA bile gittik. Ancak aramıza katılamayan daha doğrusu adresini bulamadığımız sınıf arkadaşlarımız vardı. Onları arayışımız sürüyordu. Bir gün çarşıda dolaşırken çok sevdiğim, rahmetli Yetiştirme yurdu öğretmeni Yusuf Gülmez öğretmene rastladım. Kısa sohbet hal hatır sorduktan sonra can alıcı soruyu yönelttim. “Öğretmenim siz biliyorsunuzdur. Ben Hasan Arslan’ı arıyorum” der demez “şu kara kuru Hasanı mı?” dedi, “Evet” dedim. “Bir araştırayım” dedi. Aradan bir hafta on gün geçmemişti ki, bir gece beni aradı. “Hasan’ı buldum” dedi ve telefonunu verdi. Hasan kardeşimiz Didim Belediyesi Huzur evinde kalıyormuş. Hemen aradım ve birlikte mutlandık. Sonraki günlerde benden diğer arkadaşların telefonlarını sordu. Ben de; “bunları tek tek yazamam sende watsapp varsa oraya göndereyim” dedim. “Yok dedi benim telefonum o işlere bakmıyor”. Ben de; “bir tanıdığında varsa ona göndereyim” dedim. Bana Şenol arkadaşının telefonu verdi Ben de o telefonu arayıp gıyaben tanıştık ve onunla iletişime geçtik. Artık arada bir haberleşmemiz devam ediyordu. Bu arkadaş kendini daha iyi tanıttı ve saz üstadı olduğunu öğrendim. Telefondan takip ediyor türkülerini dinliyordum. Hasan Didim’den ayrılmıştı. Bir gün yolum Didim’e düştü. Bir dost meclisinde Şenol’u aramıza davet ettim. O muhteşem sazı ve sözüyle bize eşlik etti. Ve sonraki zamanlarda o da Didim’den ayrılıp Aydın’a gitmişti.
Bizim buluşmalar devam ediyordu. Salihli, Sandıklı, Kuşadası derken bu yıl GÜZELÇAMLI’da buluşmak için planlama yaptık. Tabii ki bu buluşmalarımızda MÜZİK olmalıydı. Hemen ŞENOL arkadaşa ulaştım. Planı anlattım ve hiç tereddüt etmeden hay hay dedi ve bize sazıyla ses düzeniyle katıldı. Tanımayan arkadaşlarla tanıştırdım. O gece akşam yemeğiyle başlayan Müzik ziyafeti gecenin son bölümlerine kadar sürdü. Tellere coşkuyla uzanan mızrabı kulakların pasını alan sesiyle bizlere uzun yıllar unutulmayacak muhteşem bir gece yaşattı. Yani gecenin tadı damağımızda kaldı. Havuz başında gerçekleşen bu güzel geceye edraftan geçenlerde kısa süreli katıldılar… Mevlam gelecek yıl yine nasip etsin diye dilekte bulunarak Kazım arkadaşımızın veda ziyafetiyle evlerimizin yolun tuttuk.
Bizim bu okul mezunlarının buluştuğu toplantılarımızda yapılıyor. Ancak bu lokal toplantılarda daha bir samimiyet hasıl oluyor ve ortak anılarımızı tazeliyoruz. İlk günden bu güne bizimle başlayıp aramızdan ayrılan Mehmet Karaslan, Turgut Oğuz, Hayrettin Kumral, Sebahattin Şener, Mustafa Ali Kahraman, Halil Uğurel ve Veli Darova kardeşlerimize de Allah’tan rahmetler dilerim.
O günlerden bugüne yüz yüze gelemediğimiz birkaç arkadaşımızla da en kısa sürede birlikte olmayı umuyor onlara da sağlıklı yaşamlar diliyorum. Bu toplantılara çeşitli nedenlerle katılamamış değerli arkadaşlarımıza da bir daha ki buluşmalarda bir şekilde katılmayı hedeflemelerini salık veriyor ve “bas bas paraları Leyla’ya bi daha mı gelecez dünyaya” diyerek gelecek yıllardaki buluşmalara davet ediyorum. Asker arkadaşlığı, okul arkadaşlığı asla unutulmaz. Biz de unutmuyor ve ısrarla böyle buluşmaları yapmayı amaçlıyoruz
Yaşadığımız bu güzel hikayeyi bitirmeden önce Uşak’taki ilk buluşmamızdan itibaren hemen hemen tüm buluşmalarda yetiştirdiği Alaşehir’in lezzetli üzümlerini bizlere ikram eden kardeşimiz Veysel Türkmen ve Kütahya’dan Sultan kahvelerini bizlere ikram eden Habil Yılmaz kardeşimize YÜREKTEN TEŞEKKÜRLERİMİ tüm 6/A sınıf arkadaşlarım adına sunarım.
