Son günlerde koskoca bu ülke “FON” skandalı çalkalanıyor. Yaşanan olay akıllara durgunluk veriyor. Elinde siyasi gücü olanların nasıl zengin olduğunu, açlıktan ağzı kokanların nasıl bunları savunduğunu anlayan beri gelsin.
Diğer taraftan halk açlıkla boğuşurken siyasi kimliğini kullanarak iktidar partisinin en tepesindeki bir ismin sadece birkaç ayda fondan vurgun yaparak cebini nasıl doldurduğu anlaşıldı.
Ülkemizde ekonomi kötü, siyaset kötü, yaşam kötü... Açıkçası gidişat kötü. Ancak işini bilenler, helal haram demeden kafayı kullananlar, uyanık olanlar için bir cennet ülkemiz. İşini bil, yolunu yap son hız zenginliğe doğru ilerle...
Bu kötü gidişatta çıkışı borsada, fonda, dövizde arayanlar, elinde avucunda artırdığı son kuruşu buralara yatıranlar hep tokat yiyor, hep boşa çalıyorlar. Ama piyasadan kendilerine tüyo verilenler çuvallarla kamyonlarla parayı götürüyor.
Yaşanan gelişmelerle ortaya çıkan ve fondan çok büyük vurgun yapan üst düzey siyasetçi görevden affını istiyor, bu talep de kabul ediliyor. PEKİ PARALAR?...
Yaşanan gelişmelerle ortaya çıkan ve fondan çok büyük vurgun yapan üst düzey siyasetçi görevden affını istiyor, bu talep de kabul ediliyor. Oysa yüzlerce belediye başkanı ve muhalefet partili insan gece yarısı evden alınıp ters kelepçeyle götürülürken bazılarına son derece iltimas yapılması nasıl bir anlayıştır. Bunu anlayan ve anlatabilecek bir babayiğit var mı?...
Bakınız sosyal medya çalkalanıyor. İnsanlar yüksek sesle bu konuyu çekinmeden seslendirmeye başladılar. Bunun en önemli sebeplerinden birisi ekonominin kötüye gitmesi, diğeri ise bu olumsuzluktan sadece orta ve alt tabakadakilerin etkileniyor olmasıdır. Bunu hükümet yetkililerinin ayrıntılı bir şekilde değerlendirmesi gerekiyor.
Ayrı bir konu ise biraz ekonomiden anlayan kişilerin eleştirileridir. Mesela gariptir ki bir bilen; ülkemizde açılan kafeleri ve fabrikaları kıyaslamış. Üretimin desteklenmediğini, fabrikaların sıkıntılarını değerlendirmiş. Türkiye’de kaç fabrika kapandığını, kaç işçinin çıkarıldığını rakamlarla açıklamışlar. Ülkemizde imalat sanayisi 27 aydır kesintisiz olarak küçülüyormuş. Ama aynı dönemde kafelerde ve kahve zincileri mübalasız patlamış durumda. Bir tarafta üretim eriyor diğer tarafta birbirimize kahve satıyoruz. Daha doğrusu işsizlikten haylazlıktan kendimizi kandırıyoruz.
Neredeyse çoğu yerde fabrikaları açılmadığını, tam tersine hızla kapatıldığını; (BAKINIZ İLÇEMİZDEKİ BÜYÜK BİR FABRİKANIN DA BÜYÜK SIKINTIDA OLDUĞU, HER AN İÇİN ÜRETİMİ DURDURABİLE-CEĞİ konuşuluyor. Buna karşılık çarşılarda hızla kafe açıldığını vurgulamış. Kısacası ülkemizde “kafe ekonomisi”ne mahkum kaldı deniliyor. Gariptir 2008'de batan Yunanistan’da da fabrikaların kapanmasına karşılık 2 sektör hızla yükselmiş. Birincisi yeme içme sektörü, ikincisi kafe sektörü!...
Bu süreçlerde ülkemiz ekonomisi 20 milyar dolar daha cari açık verdi. Bu gerçekten kapanması zor ve gerçeği karamsar bir tablodur. Ve de böyle devam ederse daha da bu açık büyüyecek. Onun için soruna teşhis koymaktan ziyade artık idarecilerimizden, büyüklerimizden net ve kesin çözümler bekliyoruz. Yoksa hepimizin içinde bulunduğu geminin işi çok zor!...
