A. Erkin Sarıoğlu
Köşe Yazarı
A. Erkin Sarıoğlu
 

KAPATIYORUZ

Koskoca bir eğitim ve öğretim yılını bitirmek üzereyiz. Genelde haziran ortasında kapanan okullar biraz ileri bir tarihe, haziran sonuna sarktı. Ama bir gerçek ver ki okullar bu hafta sonu bitmiş görünüyor. Kimi öğrenciler “notlar verildi sınavlar bitti” diye okullara gitmiyor. Kimi de rapor alarak devam zorunluluğunu aşmaya çalışıyor. Buna bir çözüm buna bir çare bulmamız gerekiyor. Bana göre eğitime ayrılan 180 günlük süre yeterli değil. Basit bir hesapla bir yılın yarısı sayılır. Diğer yarısı tatillerle geçip gidiyor. Hele bir de yıl içinde kar yağışı, doğal afet ve benzeri sorunlar çıkınca zorunlu olarak uygulanan tatil süreçleri bu 180 günlük süreyi adeta zarara uğratıyor. Öncelikle de bu yılda iki kez uygulanan ARA TATİL de bu soruna tuz biber ekiyor. Gerçi önümüzdeki günlerde günleri değil de yılları bile kısıtlayacaklar. Eğitim sürelerinden biz az diye söz ederken yetkililer dediklerimiz de süreyi azaltma derdinde. Ben 18 yaşımda öğretmen olduğumda Fransız bir öğretmenle karşılaşmış, yarım yamalak Fransızcamız ile anlaşmaya çalışıyorduk. Benim yaşıma hayretini belirtmişti. Fransa’da öğretmen en az 30 yaşında meslek sahibi olabilir demişti. Ve bu okullara en yüksek puanlı öğrenciler alınır demişti. Biz de ise artık öğretmen yetiştiren kurumlar kalmadı. Nerede yararlı bir okul varsa hemen kapattılar. Köy Enstitüleri bir çırpıda kapandı. Öğretmen okulları lağvedildi. Eğitim Enstitüleri yerle yeksan oldu. Eee öğretmeni nasıl ve nerede yetiştiriyoruz. Belli değil. Üniversitelerden mezun olsalar bile anlaşılıyor ki yeterli eğitimi almamış deyip bir de yeniden SINAV yapıyoruz. O da yetmiyor mülakat yapılıyor. Ülkemizde baştan sona doğru bir planlama yapılmadığından üniversitelerden başlayıp mezun olan meslek guruplarına kadar milyonlarca kişi sıra bekliyor. Bunlara “ATANAMAMIŞLAR” deyip geçiyoruz. Oysa planlı bir çalışma ile ülkenin ihtiyacı kadar öğretmen, doktor, mühendis yani meslek erbabını yetiştirsek daha güzel olmaz mı?. Görüyoruz ki bir çok üniversite mezunu yeterli eğitimi almamış gibi görünüyor. Kervan yolda düzelir misali mesleğe girdikten sonra bir takım eğitim ve kurslarla yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Bilmiyorum sayın bakan bu dönem söylediklerimizi duyar mı?. Şüpheliyim ama yine de söylemem gerek. Ülkemizde MİLLİ EĞİTİM tam anlamıyla milli değil. Yıllar yılı yap-boz çalışmalarıyla bir yere varamıyor. Deneme yanılma yerine gayet düşünceli ve gayet planlı bir eğitim sistemi kurulsa ve artık bu yıllar yılı değiştirilmeden sürdürülebilse… Aklım erdiği günden bu yana onlarca milli eğitim bakanı geldi geçti ve onlarca program değişti. Gerek öğretmen yetiştiren kurumlar ve gerekse eğitim sistemi istenilen düzeye ulaşamadı. Oysa ülke kalkınmasının temeli EĞİTİM olmalıydı. Ve her ne olursa olsun eğitime ayrılan bütçe diğer tüm bakanlıkların önüne geçmeliydi. Bakıyorum cılız bir bütçe ayrılmış ve bu da asla yeterli olmuyor. Hala yeterli dershane yok ve hala yeterli öğretmen sağlanamamış bir durumda. Temmuz-ağustos aylarında yapılması gereken tayinler ocakta şubatta yapılıyor. Bir de eğitimde en büyük sancının ÖZEL okullarda olduğunu vurgulamak isterim. Yıllık ücretlerinin milyonları aştığını duydukça içimde garip sancılar oluşuyor. Oysa anayasamızda “ilk öğretim parasız ve mecburidir “diye yazıyordu diye biliyorum. Ama şimdi her şey para ve bu paraya ulaşabilenler eğitim alabiliyorlar. Yüce devletimizin okulları aslında bu işi en iyi yapabilecek kurumlar değil midir.? Siyasi düşünüşleri bir kenara bırakıp ülkenin kalkınmasının sadece ve sadece EĞİTİM ile olacağını kavrayıp onun üzerine çalışmamızın daha doğru olacağı kanısındayım. Eğitim süresini tam yıla yayıp günlük 8 saatlik bir sistem ile sabah eğitim, öğle sonu uygulamalı faaliyetler ile devam etmeliyiz. Herkesi üniversiteye göndermek yerine sanata yönlendirip kalifiye elemanlar, sanatkarlar yetiştirmek en uygunu olur diye düşünüyorum. Doğrusu üzerinde çok düşünülecek çok konuşulacak ve de çok tartışılacak ve en doğrusu bulunacak bir derttir EĞİTİM!. Umarım bir gün bu sorunlar çözülür ve ülkemiz daha mutlu daha refah içinde ve mutlu bir yaşam standardına ulaşır. Millilerimiz 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılma başarısı gösterdi. Çok umutlu geldik Kanada’ya ama ne yazık ki ilk maçımızda hüsranı yaşadık. Kupaya Avusturalya yenilgisiyle başladık. Kalan iki maçta yeterli sonucu alıp guruptan çıkabiliriz. Ancak takımımızın yıllar sonra bile olsa burada bulunması başarıdır. Şair “Haziran’da Ölmek Zordur” der. Evet 15 Haziran’da çok değerli annemi kaybettim. Hala içimde bir burukluk ve hala hüznüm var. Yerine gelmesi mümkün olmasa bile onun anılarıyla kendimi avutuyorum. Allahım rahmetini esirgemesin, yattığı yerler nur olsun... Ve BABALAR gününü de kutluyoruz. Tüm babalara saygılar. Ölenlere rahmet yaşayanlara sağlıklı ve uzun ömürler dilerim..
Ekleme Tarihi: 16 Haziran 2026 -Salı

KAPATIYORUZ

Koskoca bir eğitim ve öğretim yılını bitirmek üzereyiz. Genelde haziran ortasında kapanan okullar biraz ileri bir tarihe, haziran sonuna sarktı. Ama bir gerçek ver ki okullar bu hafta sonu bitmiş görünüyor. Kimi öğrenciler “notlar verildi sınavlar bitti” diye okullara gitmiyor. Kimi de rapor alarak devam zorunluluğunu aşmaya çalışıyor. Buna bir çözüm buna bir çare bulmamız gerekiyor.
Bana göre eğitime ayrılan 180 günlük süre yeterli değil. Basit bir hesapla bir yılın yarısı sayılır. Diğer yarısı tatillerle geçip gidiyor. Hele bir de yıl içinde kar yağışı, doğal afet ve benzeri sorunlar çıkınca zorunlu olarak uygulanan tatil süreçleri bu 180 günlük süreyi adeta zarara uğratıyor.
Öncelikle de bu yılda iki kez uygulanan ARA TATİL de bu soruna tuz biber ekiyor. Gerçi önümüzdeki günlerde günleri değil de yılları bile kısıtlayacaklar.
Eğitim sürelerinden biz az diye söz ederken yetkililer dediklerimiz de süreyi azaltma derdinde.
Ben 18 yaşımda öğretmen olduğumda Fransız bir öğretmenle karşılaşmış, yarım yamalak Fransızcamız ile anlaşmaya çalışıyorduk. Benim yaşıma hayretini belirtmişti. Fransa’da öğretmen en az 30 yaşında meslek sahibi olabilir demişti. Ve bu okullara en yüksek puanlı öğrenciler alınır demişti. Biz de ise artık öğretmen yetiştiren kurumlar kalmadı. Nerede yararlı bir okul varsa hemen kapattılar. Köy Enstitüleri bir çırpıda kapandı. Öğretmen okulları lağvedildi. Eğitim Enstitüleri yerle yeksan oldu. Eee öğretmeni nasıl ve nerede yetiştiriyoruz. Belli değil. Üniversitelerden mezun olsalar bile anlaşılıyor ki yeterli eğitimi almamış deyip bir de yeniden SINAV yapıyoruz. O da yetmiyor mülakat yapılıyor.
Ülkemizde baştan sona doğru bir planlama yapılmadığından üniversitelerden başlayıp mezun olan meslek guruplarına kadar milyonlarca kişi sıra bekliyor. Bunlara “ATANAMAMIŞLAR” deyip geçiyoruz. Oysa planlı bir çalışma ile ülkenin ihtiyacı kadar öğretmen, doktor, mühendis yani meslek erbabını yetiştirsek daha güzel olmaz mı?. Görüyoruz ki bir çok üniversite mezunu yeterli eğitimi almamış gibi görünüyor. Kervan yolda düzelir misali mesleğe girdikten sonra bir takım eğitim ve kurslarla yetiştirilmeye çalışılmaktadır.
Bilmiyorum sayın bakan bu dönem söylediklerimizi duyar mı?. Şüpheliyim ama yine de söylemem gerek. Ülkemizde MİLLİ EĞİTİM tam anlamıyla milli değil. Yıllar yılı yap-boz çalışmalarıyla bir yere varamıyor. Deneme yanılma yerine gayet düşünceli ve gayet planlı bir eğitim sistemi kurulsa ve artık bu yıllar yılı değiştirilmeden sürdürülebilse…
Aklım erdiği günden bu yana onlarca milli eğitim bakanı geldi geçti ve onlarca program değişti. Gerek öğretmen yetiştiren kurumlar ve gerekse eğitim sistemi istenilen düzeye ulaşamadı. Oysa ülke kalkınmasının temeli EĞİTİM olmalıydı. Ve her ne olursa olsun eğitime ayrılan bütçe diğer tüm bakanlıkların önüne geçmeliydi. Bakıyorum cılız bir bütçe ayrılmış ve bu da asla yeterli olmuyor. Hala yeterli dershane yok ve hala yeterli öğretmen sağlanamamış bir durumda. Temmuz-ağustos aylarında yapılması gereken tayinler ocakta şubatta yapılıyor.
Bir de eğitimde en büyük sancının ÖZEL okullarda olduğunu vurgulamak isterim. Yıllık ücretlerinin milyonları aştığını duydukça içimde garip sancılar oluşuyor. Oysa anayasamızda “ilk öğretim parasız ve mecburidir “diye yazıyordu diye biliyorum. Ama şimdi her şey para ve bu paraya ulaşabilenler eğitim alabiliyorlar. Yüce devletimizin okulları aslında bu işi en iyi yapabilecek kurumlar değil midir.?
Siyasi düşünüşleri bir kenara bırakıp ülkenin kalkınmasının sadece ve sadece EĞİTİM ile olacağını kavrayıp onun üzerine çalışmamızın daha doğru olacağı kanısındayım.
Eğitim süresini tam yıla yayıp günlük 8 saatlik bir sistem ile sabah eğitim, öğle sonu uygulamalı faaliyetler ile devam etmeliyiz. Herkesi üniversiteye göndermek yerine sanata yönlendirip kalifiye elemanlar, sanatkarlar yetiştirmek en uygunu olur diye düşünüyorum.
Doğrusu üzerinde çok düşünülecek çok konuşulacak ve de çok tartışılacak ve en doğrusu bulunacak bir derttir EĞİTİM!. Umarım bir gün bu sorunlar çözülür ve ülkemiz daha mutlu daha refah içinde ve mutlu bir yaşam standardına ulaşır.
Millilerimiz 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılma başarısı gösterdi. Çok umutlu geldik Kanada’ya ama ne yazık ki ilk maçımızda hüsranı yaşadık. Kupaya Avusturalya yenilgisiyle başladık. Kalan iki maçta yeterli sonucu alıp guruptan çıkabiliriz. Ancak takımımızın yıllar sonra bile olsa burada bulunması başarıdır.
Şair “Haziran’da Ölmek Zordur” der. Evet 15 Haziran’da çok değerli annemi kaybettim. Hala içimde bir burukluk ve hala hüznüm var. Yerine gelmesi mümkün olmasa bile onun anılarıyla kendimi avutuyorum. Allahım rahmetini esirgemesin, yattığı yerler nur olsun...
Ve BABALAR gününü de kutluyoruz.
Tüm babalara saygılar. Ölenlere rahmet yaşayanlara sağlıklı ve uzun ömürler dilerim..
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.