Yazı Detayı
08 Şubat 2020 - Cumartesi 17:16 Bu yazı 800 kez okundu
 
TÜRK MEDENİ HUKUKUNDA BOŞANMA DAVALARI
Vadi Dalkılıç
 
 

            İlkokuldan bu yana  öğretilmeye çalışıldığı üzere sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı aile yapısı ile atılır, toplumun temeli  olan Aile kurumu evlilik ile kurulur, tarifini Türk Medeni Kanununda bulan  evlilik  ergin olan  erkek ve kadının hür  iradeleri ile bir ömür boyu  birlikte yaşaması için resmi nikah ile doğar.

            Evlilik kurumunun toplumsal yapının ve aile yapınsın korunmasında son derece büyük önemi vardır, Evlilik kurumu resmi  akit  ile kurulmakla birlikte ölüm, gaiplik evliliğin butlanı ve en yaygın ve iradi olarak da  boşanma ile son bulur.

            Boşanma davaları Türk Medeni Kanununda  TMK.m.161 ve 184. Maddeleri arasında düzenlenmiştir.Boşanmanın mali ve hukuki sonuçları son derece  ciddi sonuçlar  ortaya koymaktadır.Bu sebeple boşanma davalarının açılmasından infazına ve kesinleştikten sonraki çocukların teslimine  kadar ve birçok süreç son derece titizlikle yürütülmezse son derece ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.Esasen boşanma davalarının sonuçları bir ömür boyu tarafları bırakmamaktadır.Örneğin boşandınız, müşterek çocuğunuz var,18 yaşına kadar velayet  ve nafaka sorunu,18 yaşından sonra eğer çalışmıyorsa ve yardıma muhtaç ise yardım nafakası,düğünü,mecburen düğünde  tarafların yer almak istemesi,bu sırada dahi çıkan olaylar ve tartışmalar,vs. insanları yıpratmaktadır.Ben büroma gelen   müvekkil adayına öncelikle “müşterek çocuğunuz var mı?”diye sorarım,zira müşterek çocuğun menfaatleri de üzerinde ayrıca ehemmiyetle durulması gereken bir husustur.

             TMK.m .168 uyarınca ‘’Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.’’ Aile Mahkemesi yok ise Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılır ve görülür. Boşanma  davasında Boşanma talebi yanında,Tedbir nafakası,İştirak nafakası,Yoksulluk nafakası, Maddi ve Manevi Tazminat   talepleri ile çocukla şahsi münasebet gibi hususlar talep edilir, taraflardan biri ile ilgili şartlar gerçekleştiği takdirde 6284 sayılı yasa uyarınca Koruma Tedbiri talep edilmektedir.Mahkemeler bu konuda tarafların delillerini,cevaplarını dikkate aldığı gibi resen araştırma ilkesi çerçevesinde Hakimin müdahalesi de ciddi bir şekilde uygulanarak hüküm kurulmaktadır.Ancak en önemli husus son dönemlerde maalesef sık yaşandığı üzere tarafların karşılıklı olarak korunmasına yönelik ,çocuğun ve eşin barınmasından geçimine dair her türlü tedbir  başvuru üzerine veya resen Mahkeme Hakimi tarafından  6284 sayılı yasa ve TMK hükümleri uyarınca alınır,uymayanlara hapis cezası verilir.

            2011 yılında yürürlüğe giren HMK ve 2002 yılında yürürlüğe giren TMK ile birlikte davanın açılması  ve dilekçeler teatisi olarak bilinen aşamalar, delil bildirme süresi,kesin süreler,nafakanın ve tazminatın miktarı,karardan sonra nafakanın  ve tazminatın tahsili,tahsil için muacceliyet zamanı ,faizin işlemeye başladığı zaman, çocukların velayeti,teslimi ve en önemlisi tarafların malvarlığına ilişkin sonuçlar son derece teknik ve hukuki bilgi gerektirmekte olup aksi halde birçok hak kayıpları ortaya çıkabilmektedir.Artık bilinmektedir ki Avukatsız dava takibi son derece risklidir.

            1970’li yıllarda Avrupa’ya işçi sıfatıyla giden birçok kişinin  o dönemdeki işçi  ihtiyacı  sebebiyle kolay işçi olmasından sonra  Avrupa ülkeleri tarafından çıkartılan zorluklar sebebiyle özellikle 1985’li yıllardan sonra  ve halen dahi Avrupa’da işçi olabilmek için  üretilen çözümlerle birçok kişinin  eşinden   eşin rızası ile  ve sonuçları çok düşünülmeden  boşandığı,eşini Türkiye’de çocukları ile bırakıp  ve Avrupa’da para karşılığı evlilikler yapılarak ikamet izni alındığı ve işçi olduğu, işçi olduktan sonra  tekrar Almanya’da(birçok Avrupa ülkesinde,ancak en sık Almanya’da) tekrar boşanarak ve Türkiye’de eski eşi ile yeniden evlendikten sonra eşi ve çocuklarını götürülmesi uygulaması tüm Türkiye’de  yapılmıştır.Bu arada  bahane ile Türkiye’deki eşini boşamış ve Almanya’da evlenenlerin çok azda olsa  bir kısmı artık Türkiye’deki eşi ve çocuklarını da aramaz olmuş  bu yüzden çok büyük mağduriyetler de yaşanmıştır.Özellikle 1980 ila 2010 yılları arasında işçi olabilmek için dilin de çok gerekmediği dönemlerde  birbirini hiç tanımayan,düğün salonunda kızın Cumartesi görülmesi,Pazar günü dünürlüğe gidilmesi,pazartesi de nikah kıyılması yönündeki evliliklere Banaz’lı ve Uşak’lılar olarak çok fazla tanık olduk. İşsizliğin öteden beri  yaygın olduğu  ülkemizde ve ilimizde ilçemizde işçi olabilmek için genç erkek Almanya’da işçi olabilmek için birkaç gün önce tanıdığı Avrupa’dan yaz ayında izne  gelmiş kızlarla  evlenmiştir,böylesine hızlı evlilikler yapılmıştır.(Eşlerin birbirini tanımaması boşanmaya sebep olmaktadır)

                        Tabii bu şekilde yapılan evliliklerde özellikle genç kızların son derece büyük özveride bulunduğunu düşünüyorum, zira her ne kadar sosyal devlet anlayışını en ciddi şekilde uygulayan ülkelerden  başta  Alman Hükümetinin bir evde yaşanabilecek metrekareye ve kişi sayısına  göre  tahsisi edilmesi gereken   evi tayin etse de bu şekilde yurtdışına giden,dil bilmeyen,kayınpeder ve kayınvalide ile özellikle çoğu çalışmayan, kayınvalide ile aynı çatı altında kalan ,eşi işe gittiği için derdini paylaşmakta çaresiz kalan genç  evli bayanların çektiği sıkıntıları ve gösterdikleri sabırları baktığımız boşanma davalarından  bir çok meslektaşımız gibi çok yakından bilmekteyiz. 1980 ve sonrasında 2000’lere kadar   ataerkil aile yapısını Almanya’da da devam ettiren Türklerin yaşam tarzı Türkiye’dekine benzer olmuş,genellikle anne baba yanında çocuklar,torunlar birlikte yaşamış,tarhanasından bulguruna,kuru biberine,fasülyesine kadar ülkemizden götürülerek sağlanan tasarruf  ile birlikte tüm kazanç babada toplanmış bu şekilde büyük sermayelere de sahip olunmuştur.Bir süre sonra yaşam tarzının bağımsız aileye dönüşmesi anlayışının yaygınlaşması ile birlikte son dönemlerde  her ailenin bağımsız konutu olmakla birlikte yine de anne babayla  zaman zaman birlikte ikamete sık rastlamaktayız.

                        İşte özellikle ilimiz ve ilçelerimizde yaygın olan bazı ve sayıları oldukça fazla olan  yurtdışı  evlilikleri bir süre sonra çatlamaya başlamış ve boşanma davaları hızla artmaya başlamıştır. Boşanmaya yol açan bazıları sağlıksız  oluşan Yurtdışı evliliklerinin  yanında ülkemizde   evlilik adaylarının birbirini tanımadan evlenmesi,farklı kültürlere sahip olunması,bağımsız konut tesisi edilmemesi,(bu konuda istisna olması gerektiğini aşağıda izah edeceğim)ekonomik sebepler,köyden kent hayatına geçiş,cep telefonlarının yaygınlaşması sebebiyle ortaya çıkan bazı sadakatsizlikler ve bir çok akla hayale gelmeyen  sebeplerle boşanmalar da artmıştır.

                        Son zamanlarda Azerbaycan, doğu illerinin bazılarından ,hatta kendi bölge ve ilimizden bazı dolandırıcıların aracılığı ile yapılan özellikle yaşlı erkeğe genç bayan bulma,nikah,ziynet ve altın taktırma,ardından ertesi gün erkeğin terk edilmesi ve altınlara el konulması,bu sırada ölümü yakın olduğu düşünülen yaşlı erkeğe boşanma konusunda zorluk çıkararak  para koparmak,olmazsa emekli aylığına konmak amaçlı ve sonuçlu eylemlere de sık rastlamaktayız, bu konuda esasen çocuklarını dinlemeyen bazı yaşlı erkekler çocuklarını  mağdur etmişler,girdikleri girdaptan kurtulamamış veya çok büyük ödünlerle kurtulmuşlardır.

                        Boşanma sebepleri Zina(TMK md. 161),Hayata Kast,Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış(TMK md.162) muemele,Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat sürme(TMK md 163 Terk(TMK md 164),Akıl hastalığı(TMK md 165)ve evlilik Birliğinin sarsılması olarak Türk Medeni Kanununda sıralanmıştır. En yaygın boşanma sebebi TMK 166/1 vd belirtilen evlilik birliğinin sarsılmasıdır. Bu terimin eski yasadaki adı ‘’Şiddetli Geçimsizlik’’ idi.Bu madde   kapsamındaki boşanma davalarında o kadar çok sebep vardır ki  Mahkeme ve Yargıtay kararlarına konu olmuş akla hayale gelmeyen ve ilginç boşanma sebepleri ile taraflar boşanmaktadır, kadına ve erkeğin kusurları dilekçede belirtilmekte,buna göre nafaka,tazminat ve boşanmanın diğer sonuçları Hakim tarafından karara bağlanılmakta,taraflardan kararın istediği gibi olmadığını düşünen taraf da İstinaf Mahkemesine ve Yargıtay’a dosyayı göndermektedir. Çoğu baktığımız davalardan kadın veya erkeğin kusurlarını örneklemek gerekirse erkeğin veya kadının  cep telefonu ile sık sık ve olağan dışı bir başka bayan veya erkekle görüşmesi ve sadakatsizliği,eşe karşı hakaret,sövme,tehdit,suç işleme,aile görevlerini yerine getirmemek, evin ihtiyaçları ile ilgilenmemek,bağımsız konut tesis etmeyerek eşi anne ve babası ile ikamet ettirmek,eşin karı-koca görevlerini yerine getirmemesi,temiz olmamak,eşini başkalarının yanında aşağılamak ve küçük görmek,eşin ziynet eşyalarını alarak vermemek,Eşini sevmediğini söylemek,sürekli alkol almak,eşini ısırmak,Güven sarsıcı davranışta bulunmak,çevresine uygunsuz fotoğraflarını göndermek,ilk eşten olan çocuğuna çocuğa kötü davranmak,çocukları odaya kilitlemek,ev eşyasına zara vermek,vs. şeklinde binlerce sıralanabilir. Ancak baktığımız davalarda   bazı boşanma sebepleri vardır ki  bana çok ilginç gelmiştir. Bir defasında yurtdışına evlenerek giden bir erkek ve üniversite mezunu  müvekkilim kendisinin çalıştığını,kayınpederinin kendisine haftalık 50 Euro harçlık verdiğini,diğerinde evlenerek Almanya’ya giden erkeğe kayınpederinin eline bir tıraş makinası alıp odada halıya oturarak  ”gel bakalım damat,benim saçımı tıraş et,biz burada tıraşa 20 Euro vereceğimize  kendimiz tıraş oluyoruz,para böyle birikiyor “ diyerek eline tıraş makinasını vermesi ,eşinin babasını desteklemesi ve buradan çıkan tartışma sonucu tarafların boşanmaya karar vermesi,otobüs şoförü olan müvekkilin otobüsten indikten sonra muavin ile eve gelerek ”hanım güzel bir  çay yap kısa bi hesap göreceğiz,yorgun argın geldik” demesine karşılık kadının ”sen akşama kadar otobüste ve molada çok çay içiyorsun ya içme ya kendin  yap “demesi ve kaptanın muavin yanında kendinin küçük düştüğünü düşünerek çıkan tartışmalar  vs. boşanma sebepleri bana  ilginç gelmiştir. Mahkemeler ve Avukatlar tarafından kusur tespitinde değerlendirilen ve kullanılan  en önemli delil cep telefon kayıtlarıdır,eşin sıra dışı ve aynı kişi ile  sıklıkla cep telefonu ile görüşmesi,onlarca,yüzlerce mesajlar atması,facebook ve diğer sosyal medya ile yapılan sadakate aykırı görüşme ve mesajlaşmalar  boşanma davalarında bir çok kişiyi zor durumlara düşürmekte, onbinlerce veya yüzbinlerce tazminatlarla karşıya kalmaya yol açmaktadır. Boşanma davalarında en önemli delil tanıktır, bir kişinin yanlış bildiğinin tersine tanıkların aile içinden olması,anne baba,kardeş olmasının önemi yoktur,hatta daha iyi bilebilecekleri Yargıtay tarafından da farzedilmektedir.

                        Bu arada çocukların velayeti ile ilgili olarak çocukların üstün yararı olarak bilinen  ve uluslar arası sözleşmelerle  kabul edilen bir terim vardır,Yargıtay Uygulamasına göre  çocukların mümkün olduğunca birlikte büyümesi esastır.Çocukların 10 yaşından sonraki iradelerine genellikle önem verilir,anne veya baba yanında kalması,yani velayetin düzenlenmesi  rehber eşliğinde Mahkemede dinlenerek tarafların sosyal ve ekonomik durumuna göre Hakimlikçe  karar verilir.

                        Boşanma davaları çok yaygın ve birçok kişiyi ilgilendirmekle aileler,ev gezmeleri,çeşitli sohbetlerde aynı sağlıkta olduğu gibi çok çeşitli yorumlar yapılır,bir defasında telaşla  ”Avukat bey,akşam komşularda ev gezmesindeydik, sizin dediğiniz gibi değilmiş,(Biz çocukların yaşı küçük, anne olarak  çocuklar sizde, çok büyük bir kusur olmazsa velayet size verilir demiştik)erkek çocuk anneye,kız çocuk babaya verilirmiş, öyle konuşuldu ”diyerek büroya gelmişti.gelmişti, böylesine ilginçliklerle birçok meslektaşımız da karşılamıştır.Biliniz ki nasıl evliliklerde pozitif enerji var ise Avukat tayin etmek de öyledir,herkesin kafasının uyduğu,ısındığı bir Avukat vardır,bu sebeple  “şu Avukat iyi şu Avukat kötü” gibi ev gezmelerindeki konuşmalar çok sempatik olsa da biz tüm meslektaşlarımızın  mesleğini en iyi şekilde yapmak için çaba sarfettiğini savunuyoruz.

                        Çocukların teslimi konusu ülkemizde halen çözülememiştir, halen icra kanalı ile yapılan teslimlerde çok büyük kavgalar çıkabilmekte,arada en fazla zararı çocuk görmektedir.Daha ılımlı ve çocuğa zarar vermeyecek şekilde davranmak anne babalara ve yakınlarına düşmektedir. 1990 yılında Avukatlığa ilk başladığımda henüz vekilliğini yaptığım ikinci boşanma davamda yaşadığım bir olay beni çok etkilemiştir.Boşanma davası görülürken henüz bebek olan çocukla şahsi münasebete karar verildikten sonra  karşı taraf bayan ve ailesi müvekkilime değil bana güveniyordu,çocuğu Cumartesi sabah benim alıp  yan sokakta bekleyen babaya vermemi,akşama da benim çocuğu babadan alıp anneye vermemi istiyorlardı, aslında tamamen insanlık namına yaptığım biraz da yeni başladığımız mesleğin ve hiç bitmemesini Allah’tan niyaz ettiğim heyecanla bu zor ricayı kabul ettim, birkaç ay çocuk alışana kadar anneden sabah alıp,babaya,akşam da babadan alıp akşam anneye teslim etmek ,her ikisinde sabah anneden,akşam babadan ayrılmak istemeyen çocuğun ağlamaları ve çığlıkları beni derinden etkilemiştir.

                        Boşanma davaları  sebeplerinin ortaya konulmasından sonuçlarına ve kararın infazına,nafakanın,tazminatın,kadın veya erkeğin malvarlığı paylaşımına,çocuk teslimine ,sonrasında açılacak nafakanın arttırılması davasına kadar aşamaları olan ,yapılacak bir hatada yüzbinlerce veya milyonlarca TL. maddi zarara yol açabilecek çok ciddi davalardır.Karar verilince nafakanın ve tazminatın tahsili aşaması önem arzetmekte, mal varlığının,ziynet eşyalarının,katkı ve katılma alacağının talebi ve tahsili son derece  zahmetli ve dikkat isteyen işlerdir.

                        Bu konu o kadar derindir ki onbinlerce sayfa yazılabilir yine bitmez,dünya var oldukça da bitmeyecektir. Yalnız şunu belirteyim boşanma  davasından  sonra açılabilecek olan  katkı ve katılma alacağı davalarında zamanaşımı 10 yıldır. Bu önemli konuyu ayrıca gelecek yazımızda izah edeceğim.

                        Bu vesile ile başta Elazığ ve Malatya’da meydana gelen deprem ve Van Bahçesaray’da  meydana gelen çığ sonucu vefat eden ayrıca İstanbul’da meydana gelen uçak kazasında ölen tüm vatandaşlarımıza, şehitlerimize ve tüm şehitlerimize  Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, yakınlarına sabırlar diliyorum… Cumartesi,08.02.2020

                                                           AV.H.VADİ DALKILIÇ AV. N. GÜLGÜN DALKILIÇ

                       

 

 
Etiketler: TÜRK, MEDENİ, HUKUKUNDA, BOŞANMA, DAVALARI,
Yorumlar
Haber Yazılımı