Yazı Detayı
07 Kasım 2018 - Çarşamba 12:24 Bu yazı 585 kez okundu
 
GEÇMİŞİMİZİ ÖĞRENMEK
Özkan POYRAZ
ozkanpoyraz@hotmail.com.tr
 
 
Bu yazımda sizlere buram buram tarih kokan ülkemizde bu tarihi bizlere aktarmada bir aracı olan müzelerden farklı bir şekilde bahsetmek istiyorum.
Müzelerde bir değil birçok tarih yatar ve müzeler vasıtasıyla nesilden nesile günümüze kadar gelmiş olan kültür aktarılır. Atalarımızın neler yaşadığını, başka başka toplumların neleri icat edip neleri kullandığını, müzeler sayesinde öğreniriz. Geçmiş dönemlerdeki kültür, gelenek, tören ve ayinleri de yine müzeler tarafından şekillendiririz zihnimizde.
Halkı eğlendirmenin yanısıra şehir dışından ve yurt dışından  gelen yerli ve yabancılara da o şehir hakkında genel bir bilgi verip tanıtımını yapar müzeler. Sanat, tarih, arkeoloji, etnoğrafya, tabiat tarihi, bilim ve teknoloji alanındaki eserleri koleksiyonları kâr amacı gütmeden sergileyerek gerek öğrenci kesimine gerekse öğrenime aç halka eğitimde de büyük rol oynar.
Ama işin aslı farklı bence. Müzede geçirdiğim dört yılda gözlemledim ki bizde kültür bilinci tam olarak yerleşmemiş. Geçmiş merakı çok az. Müze gezmeyi, nerede ne görülür, neresi gezilir, hangi şehirde ne görülür anlayışını geçtim, tarihi eser antik eşya denilince bizim aklımıza hemen bir yerleri kazıp kısa yoldan zengin olmak geliyor. Nereyi kazarız, nasıl satarız, yurt dışına mı kaçırsak çok eder, müzeye mi versek çok verirler?
Halbuki çocuklarımıza gerek ailede gerekse okullarda tarih; dolayısıyla müzecilik bilinci en iyi şekilde yüklenmeli ve bu bilinç küçük yaşta akıllarda yer etmelidir. Çünkü geçmişini bilmeyen bir toplum geleceğine yön çizemez.
Fakat çoğumuz farkında mı bilmem? Ülkemizde müze ve ören yerleri girişleri ücretli. Üstelik bazı yerler o kadar pahalı ki rahatlıkla söyleyebilirim girilecek gibi değil.
Bu gişeler yıllardır belirli zaman aralıkları doğrultusunda belirli bir ücret karşılığında ihaleye çıkarılarak ihaleyi kazanan şirketler tarafından işletilmektedir.
Şuradan biliyorum; Ben de Uşak Arkeoloji Müzesinde bu şirketlerden birinin bünyesinde başladım işe. Sonrasında başka bir şirketle devam ettik. En sonunda da İsviçre merkezli bir şirket 8 yıl gibi uzun bir süreyle gişe işletme işini devraldı. İhalesini aldı almasına da istatistik olarak ziyaretçi sayısı yüksek olan İzmir Efes, Denizli Pamukkale, Nevşehir Göreme, İstanbul Topkapı, Ayasofya gibi yerlerin. Ama ziyaretçi sayısı az olan daha doğrusu müze geliri düşük olan, para dönmeyen yerleri ihaleye dahil etmedi. Nedendir bilinmez ama Kültür Bakanlığı da buna göz yumdu. Çünkü bu zamana kadar ihalelere bütün müzeler ve ören yerleri dahil edilerek yürütülmüş bu iş, ilk defa böyle bir uygulama söz konusu ve getirisi az olan müzeleri artık müzelerin kendisi tarafından işletilmesi sağlandı. Taşeron yasası kapsamından da yararlandırılmayarak benle beraber Türkiye genelinde bu müze ve ören yerlerinde çalışan onlarca kişi aynı gün işsiz kaldı.       
Konudan konuya atlıyorum sanırım ama üzerinden iki yıl geçmesine rağmen iş sonrası alacaklarımızı hala bu şirketlerden alamadık. Mahkeme kapılarında duruşma günleri bekleyerek adalet arıyoruz. Bu şirketler Türkiye’nin en zengin kuruluşlarından biri olmasının yanısıra işçilerin üç kuruşluk hakkına tenezzül edecek kadar da vicdansızlar.
Müslüman bir ülkede yaşıyoruz ama konu hak hukuk meselesine geldi mi çoğu iğneyi kendisine batırıyor çuvaldız kime girerse girersin. Dinimize, kul hakkına bakar yönü hiç yok. Halbuki müslüman olmayan yabancı devletler bu konuda çok daha katı kurallara sahip. İşçi haklarında işverenlere göz açtırmıyor. İşletme sahipleri de kimsenin üç kuruşuna göz dikmiyor daha doğrusu korkudan dikemiyor. Bundan dolayı iş mahkemelerine gerek bile duyulmuyor desek yeridir.
Bu durumu yıllar önce Mehmet Akif Ersoy bir Avrupa gezisinden döndüğünde sormuşlar; “nasıldı, ne gördün, nasıl buldun” diye o da şöyle açıklamış “İşleri var bizim din gibi, Dinleri var bizim iş gibi.”
 
Etiketler: GEÇMİŞİMİZİ, ÖĞRENMEK,
Yorumlar
Haber Yazılımı