Yazı Detayı
21 Temmuz 2017 - Cuma 11:56 Bu yazı 8751 kez okundu
 
BİTMEYEN SORUN "MİRASTAN MAL KAÇIRMA"
Av.Nesibe Gülgün DALKILIÇ
 
 

Türk Medeni Kanunu’nun Miras Hukuku’na ilişkin bölümü ölüm ya da ölüme benzer hallerin gerçekleşmesi durumunda, bir kimsenin hak ve hukuksal ilişkilerinin geleceğini tayin etmektedir. Miras hukuku ölen kimse,yani miras bırakan (muris) ve mirasçı adını verdiğimiz geride kalan kimseler arasında hak ve hukuksal ilişkiler bakımından bir köprü vazifesi görmektedir.

Yazımızın konusunu günümüzde yoğun bir şekilde karşımıza çıkmakta olan ‘’Muris muvazaası’’ oluşturmaktadır. Ofisimize gelen bir müvekkilimizin muris muvazaasını Uşak iline uyarlayarak ”evlat kayırma” olarak nitelendirmesine tanık olunmakla bu terim de tarafımca benimsenmiş, muris muvazaasına bir anlamda halk dilinde anlaşılacağı üzere “evlat kayırma” da diyebiliriz.

Uygulamada ‘’muris muvazaası’’ olarak bilinen muvazaada mirasbırakan(muris), tapulu taşınmazını bedelsiz veya düşük bedelle devretmek istemekte ancak bazı mirasçılarını veya tüm mirasçıları miras hakkından yoksun bırakmak için asıl amacını gizli tutarak gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını , tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan mirasçılar zamanaşımına tabi olmaksızın dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa (danışıklı işlem)sebebiyle geçersizliğinin tespitini ve buna dayalı oluşturulan tapu kaydının iptalini mahkemeden talep edebilir.

Muvazaa iddiasında bulunan mirasçı, bakımından miras bırakanın ‘’mal kaçırma ‘’ iradesinde hareket etmiş olması dava açması bakımından yeterlidir. Toplumda muris muvazaası bakımından görülmekte olan özellikle küçük kırsal bölgelerde bir kısım çocuklarını mirastan mahrum etmek amacıyla muris diğer mirasçı çocuğu ile anlaşarak gerçekte bağışlamak istediği malvarlığını, kötüniyetle satış göstermek suretiyle devir işlemlerini gerçekleştirmektedir. Bunun yanısıra eşin ölümü veya boşanma nedeniyle yeniden evlenen erkek, önceki eşinden olma çocuklarını sonraki eşin etkisiyle mirastan yoksun bırakmak amacıyla sonraki çocuklara gerçekte bağışlamak istediği malvarlığını satış göstererek intikali sağlamaktadır.Bu şekilde karşımıza çıkan durumlarda mirasçıların eşitliği ilkesi göz önünde bulundurulduğunda mirasçıların eşit miras hakkına kavuşturulması amacıyla muvazaa nedenine dayanarak dava hakkına sahiptirler.

Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında HMK m.13 uyarınca yetkili mahkeme; Dava konusu taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Yine HMK.m.2 uyarınca bu davalarda görevli mahkeme dava konusu taşınmazın değer ve miktarına bakılmaksızın Asliye Hukuk Mahkemeleri’dir.Diğer hukuk davalarında olduğu gibi muris muvazaasında dayalı tapu iptal tescil davalarında taşınmazın değerine göre harçlar Kanunu’na göre belirlenecek olan nisbi harç miktarına tabi olacaktır.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında zamanaşımı ve ya hak düşürücü süre yoktur.Muris muvazaasına

dayalı tapu iptal ve tescil davaları ancak mirasbırakanın ölümünden sonra açılabilir. Mirasbırakan sağ iken muvazaa sebebine dayalı tapu iptal ve tescil davası açılma olanağı yoktur.

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında asıl olan murisin iradesinin sağlıklı bir biçimde araştırılıp belirlenmesidir. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere yaşanan bölgenin gelenek görenekleri, toplumsal eğilimleri, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı tarafın dava konusu taşınmazı alım gücünün bulunup bulunmadığı , satış bedeli ile sözleşmenin yapıldığı tarihteki gerçek değer arasındaki fark ayrıca taraflar ile mirasbırakan arasındaki toplumsal ilişkilerin araştırılması ve incelenmesi gerekmektedir.Ancak burada önemle belirtilmesi gereken ve Yargıtay içtihatlarında yer bulduğu üzere murisin çocuklarına veya yakınlarına her yaptığı tasarruf da iptale tabi değildir,geçerli olduğu tasarruflar da vardır.Yargıtay HGK.2010/1-295 E.,2010/333 K.nda belirtildiği üzere miras bırakan ile mirasçısı arasında mirasçının murisin hastalığı sırasında her türlü tedavisi ile ilgilendiği , murisin bütün sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşıladığı ve murise hayatı boyunca bir evladın ebeveynine bakmakla ve göstermekle yükümlü olduğu şartların üstünde ilgisi ve hizmetini esirgemediği hallerde çekişme konusu taşınmaz satış şeklinde mirasçıya devredildiği takdirde burada muvazaa iddiasının kabul edilemeyeceği ,ivaz karşılığı yapıldığı, murise bakımın ivaz sayıldığı kabul edilmiştir. Satışın mutlaka bir semen karşılığında verilmesi gerekmektedir. Ancak bu semenin mutlaka para olması şart değildir. Semen, bir hizmet veya bir emek de olabileceği kabul edilmelidir. Mirasçının mirasbırakan ebeveynine bakması , yardım etmesi her ne kadar ahlaki bir görev ise de , görev sınırının aşıldığı, ana babanın normal bakımının ötesinde ihtimama muhtaç olduğu durumlarda evladın hizmetin karşılığında bir karşılık istemesi ve sunulan aşırı hizmetin semen olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu halde satışın gerçek olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Mirasçılar sadece yazılı delillerle sınırlı olmayıp, her tür delile başvurabilirler. Tapu kayıtları, tanıklar, bilirkişi incelemeleri, banka hesapları, vergi makbuzları, elektrik, su, doğalgaz faturaları, ve bunlara benzer yukarıda da bahsedilen ölçütlere ilişkin başkaca deliller de gösterilebilir.Tekrar önemle belirtmek isterim ki muvazaa sebebiyle tapu iptal ve tescil davaları zamanaşımına tabi değildir.

Bir sonraki yazımın konusu mirasta pay oranları olacaktır. Saygılarımla…20.07.2017

Av.Nesibe Gülgün Dalkılıç.

UŞAK BAROSU

 
Etiketler:
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı